Neden Verdiğimiz Kararlardan Pişman Oluruz? Hayat Seçimleriyle Barışmanın Yolları

Hayatta Verdiğimiz Kararlar ve Pişmanlıklar: Acaba Başka Bir Hayat mı Yaşamalıydım?

Bazen insan hayatının ortasında durup kendi kendine şu soruyu soruyor:

“Acaba başka bir seçim yapsaydım hayatım nasıl olurdu?”

Başka bir şehirde yaşasaydım?

O işe girseydim?

O insanla evlenmeseydim?

Çocuk sahibi olmasaydım?

O gün “hayır” deseydim?

Üniversitede başka bir bölüm seçseydim?

Kendimi daha önce düşünseydim?

Gitmek istediğim yere gitseydim?

Ve sonra zihnimiz bize küçük ama tehlikeli bir oyun oynuyor.

Yaşamadığımız hayatı, yaşadığımız hayattan daha güzel göstermeye başlıyor.

Çünkü yaşadığımız hayatın bütün ayrıntılarını biliyoruz. Yorulduğumuz günleri, yaptığımız hataları, tartışmaları, maddi sıkıntıları, hayal kırıklıklarını biliyoruz.

Ama seçmediğimiz hayatın sadece güzel taraflarını hayal ediyoruz.

İşte belki de pişmanlığın en büyük sırrı burada saklı.

İnsan çoğu zaman yanlış seçim yaptığı için değil, seçmediği hayatı kusursuz zannettiği için pişman oluyor.

Hayatta Verdiğimiz Kararlar ve Pişmanlıklar: Acaba Başka Bir Hayat mı Yaşamalıydım?

Hayatta doğru seçim diye bir şey gerçekten var mı?

Bize yıllarca bunun tam tersini öğrettiler.

Doğru bölümü seç.

Doğru işi bul.

Doğru insanla evlen.

Doğru zamanda çocuk sahibi ol.

Doğru şehirde yaşa.

Doğru kararı ver.

Sanki hayatın bir yerinde önümüzde duran tek bir doğru kapı varmış ve biz onu bulabilirsek her şey yoluna girecekmiş gibi.

Ama hayat böyle çalışmıyor.

Çünkü çoğu kararımızı verirken geleceği bilmiyoruz.

Bugün bildiklerimizle, bugünün şartlarıyla ve o zamanki aklımızla karar veriyoruz.

Yirmi yaşındaki senin elinde kırk yaşındaki senin tecrübesi yoktu.

Otuz yaşındaki sen, bugün bildiklerini bilmiyordu.

O gün verdiğin karar belki bugünden baktığında yanlış görünüyor.

Ama o günkü sen için elindeki bilgilerle verilmiş en makul karar olabilir.

Bu yüzden geçmişteki kendimize bugünkü aklımızla kızmak biraz haksızlık.

Belki de mesele doğru seçimi yapmak değil

Hayatta hiçbirimiz bütün seçeneklerin sonucunu önceden göremiyoruz.

Bir karar veriyoruz.

Sonra hayat bize o kararın sonuçlarını gösteriyor.

Bazen güzel.

Bazen kötü.

Bazen ikisi birden.

Çünkü hayatın tuhaf tarafı şu:

En doğru karar bile zor bir hayat getirebilir.

Ve bazen yanlış olduğunu düşündüğümüz bir kararın içinden çok güzel şeyler çıkabilir.

Bir şehirden taşınırsınız.

İlk başta pişman olursunuz.

Sonra orada hayatınızın en önemli insanıyla tanışırsınız.

Bir işi bırakırsınız.

Maddi açıdan zorlanırsınız.

Ama yıllar sonra “İyi ki bırakmışım” dersiniz.

Bir ilişkiyi bitirirsiniz.

Aylarca acı çekersiniz.

Sonra bir gün fark edersiniz ki aslında kendinizi kurtarmışsınız.

Bu yüzden hayatı yalnızca sonuçlarına bakarak değerlendirmek mümkün değil.

Çünkü bazı yolların neye çıkacağını ancak yürüdükten sonra öğreniyoruz.

Kadınlar neden seçimlerinden bu kadar çok pişman olabiliyor?

Özellikle kadınların hayatında kararların üzerine fazladan bir yük bindiriliyor.

“Anne oldun, artık böyle düşünemezsin.”

“Evlendin, artık önce ailen.”

“Çocuğun var, kariyerini sonra düşünürsün.”

“Eşinin işi için taşınmanız gerekiyorsa gidersiniz.”

“İyi anne çocuğunu bırakıp çalışmaz.”

“İyi eş eşinin yanında olur.”

“Bir kadın ailesini düşünmeli.”

Bu cümlelerin bazıları geleneksel hayatın içinden geliyor ve elbette aile, eş, çocuk, sorumluluk gibi şeylerin değeri çok büyük.

Ama sorun şu:

Kadına sürekli olarak başkalarının hayatını da hesaba katması öğretilirken kendi hayatını hesaba katması unutulabiliyor.

Sonra kadın kırkına, ellisine geliyor ve kendine soruyor:

“Peki ben ne istiyordum?”

Bu soru bazen çok geç soruluyor.

Ama şunu bilmek önemli:

Geç sorulmuş bir soru, değersiz bir soru değildir.

Pişmanlık ile yanlış karar aynı şey değil

Bunu ayırmak çok önemli.

Bir kararınızdan pişman olabilirsiniz.

Ama bu mutlaka yanlış karar verdiğiniz anlamına gelmez.

Bazen bir kararın bedeli vardır.

Bir şeyi seçtiğinizde başka bir şeyden vazgeçersiniz.

Evliliği seçtiğinizde bekâr hayatı seçmemiş olursunuz.

Çocuk sahibi olduğunuzda çocuksuz hayatı yaşamazsınız.

Bir şehirde kaldığınızda başka bir şehirde yaşayacak hayatınızı deneyimlemezsiniz.

Bir işi seçtiğinizde başka bir kariyer ihtimalinden vazgeçersiniz.

Bunun adı hayat.

Her seçim aynı anda başka bir ihtimali kapatır.

Ve insanın zihni bazen kapattığı kapının arkasında ne olduğunu merak eder.

Ama kapının arkasında gerçekten daha güzel bir hayat olup olmadığını bilmiyoruz.

Sadece hayal ediyoruz.

Hap bilgi #1: “Ya şöyle olsaydı?” sorusunun cevabı yok

Zihniniz size:

“Eğer o gün gitseydim her şey daha güzel olurdu.”

dediğinde durun.

Ve kendinize sorun:

“Bunu nereden biliyorum?”

Bilmiyorsunuz.

Belki daha güzel olurdu.

Belki daha kötü.

Belki bambaşka bir sorun yaşardınız.

Belki bugün sahip olduğunuz hiçbir şeye sahip olmazdınız.

İnsan zihni yaşanmamış hayatın sadece fragmanını gösteriyor.

Filmin tamamını değil.

Bu yüzden kendinizi hayali bir hayatla gerçek hayatınızı karşılaştırırken yakaladığınızda bunu fark etmek bile büyük bir rahatlama sağlayabilir.

En büyük pişmanlıklarımız bazen yaptıklarımız değil, yapmadıklarımızdır

Bunu da görmezden gelmemek gerekiyor.

Çünkü bazen gerçekten bir şeyi seçmediğimiz için üzülüyoruz.

Bir kursa gitmek istedik.

Gitmedik.

Bir iş kurmak istedik.

Korktuk.

Bir yere taşınmak istedik.

“Şimdi sırası değil” dedik.

Bir ilişkiyi bitirmemiz gerektiğini biliyorduk.

Ama çevremiz ne der diye kaldık.

Bir hayalimiz vardı.

Erteledik.

Sonra yıllar geçti.

Ve bir gün insanın içinde başka bir cümle beliriyor:

“Keşke deneseydim.”

Bence bu cümle, “Keşke başarısız olmasaydım” cümlesinden daha ağır.

Çünkü başarısızlığı kabullenmek kolaydır.

Ama hiç denememiş olmak insanın zihninde sonsuz bir soru işareti bırakabilir.

Hap bilgi #2: Her şeyi değiştirmek için mükemmel zamanı beklemeyin

Hayatın mükemmel bir dönemi gelmeyecek.

Çocuk biraz büyüsün.

Para biraz artsın.

Eşim biraz rahatlasın.

Ev değişsin.

İşler düzelsin.

Ben biraz kilo vereyim.

Çocuklar büyüsün.

Biraz daha cesaretleneyim.

Biraz daha hazır olayım.

Ve yıllar geçiyor.

Bazen “hazır olduğumuz” için başlamıyoruz.

Başladığımız için hazır hale geliyoruz.

Bu yüzden büyük bir hayat değişikliği yapmak zorunda değilsiniz.

Her gün kendiniz için 20 dakika ayırmak bile bir başlangıç olabilir.

Bir kurs araştırmak.

Bir kitap okumak.

Bir fikir yazmak.

Bir iş planlamak.

Uzun zamandır istediğiniz bir yere gitmek.

Bir hobiyi yeniden hayatınıza almak.

Küçük adımlar küçümsenmemeli.

Çünkü hayat çoğu zaman büyük kararlarla değil, küçük tekrarlarla değişiyor.

Peki ya verdiğimiz karardan gerçekten memnun değilsek?

İşte burada “Ne yaparsam yapayım pişman olacağım” düşüncesinden çıkıp başka bir soru sormamız gerekiyor:

“Bugün neyi değiştirebilirim?”

Geçmişi değiştiremeyiz.

Ama geçmişten sonra gelen kısmı hâlâ yazabiliriz.

Eğer yanlış bir bölüm seçtiyseniz bugün başka bir şey öğrenebilirsiniz.

Eğer yıllarca kendinizi ihmal ettiyseniz bugün kendinize yer açabilirsiniz.

Eğer yanlış bir ilişkide kaldıysanız bundan sonraki hayatınız için sınırlar koyabilirsiniz.

Eğer yıllarca başkalarının istediği gibi yaşadıysanız bundan sonra kendi isteklerinizi daha fazla dinleyebilirsiniz.

Eğer bir hayaliniz yarım kaldıysa onu tamamen çöpe atmak zorunda değilsiniz.

Belki aynı hayali aynı şekilde gerçekleştiremezsiniz.

Ama başka bir biçimde yaşayabilirsiniz.

Hayatın güzelliği biraz da burada.

Bazı hayallerin son kullanma tarihi yoktur.

Hap bilgi #3: Geçmişteki kendinizle kavga etmeyi bırakın

Bunu yapmak gerçekten çok önemli.

Kendinize:

“Nasıl böyle bir karar verdim?”

“Nasıl bunu göremedim?”

“Nasıl izin verdim?”

“Nasıl bu kadar saf oldum?”

demek kolay.

Ama o zamanki siz, bugünkü siz değildi.

O zaman sahip olduğunuz bilgi farklıydı.

Korkularınız farklıydı.

İhtiyaçlarınız farklıydı.

Çevreniz farklıydı.

Ekonomik şartlarınız farklıydı.

Belki çocuklarınız vardı.

Belki yoktu.

Belki kendinize hiç güvenmiyordunuz.

Belki başka seçeneğiniz olduğunu bile düşünmüyordunuz.

O yüzden geçmişteki kendinize bir düşman gibi değil, hayatın bir döneminden geçen genç bir kadın gibi bakmayı deneyin.

Belki onun ihtiyacı eleştirilmek değil, anlaşılmaktı.

“Keşke” yerine “Buradan sonra ne olacak?” demeyi deneyin

Bu küçük bir cümle değişikliği gibi görünüyor.

Ama düşünce biçimini değiştirebilir.

“Keşke o işi kabul etseydim.”

yerine:

“Şimdi hangi işi yapmak istiyorum?”

“Keşke başka biriyle evlenseydim.”

yerine:

“Bugünkü ilişkimde neye ihtiyacım var?”

“Keşke başka şehirde yaşasaydım.”

yerine:

“Şu an hayatıma biraz daha hareket nasıl katabilirim?”

“Keşke çocuklarım küçükken daha çok şey yapsaydım.”

yerine:

“Bugün çocuklarımla nasıl daha güzel anılar biriktirebilirim?”

Geçmişe dönüp aynı soruyu tekrar tekrar sormak sizi geçmişte tutar.

Bugüne soru sormak ise geleceğe kapı açar.

Bir seçim yaptığınızda diğer hayatınız ölmez

Bu düşünceyi çok seviyorum.

Çünkü insan bazen bir karar verdiğinde diğer bütün ihtimallerini kaybettiğini sanıyor.

Oysa hayat o kadar katı değil.

Bir zamanlar ressam olmak istediniz diye bugün resim yapamaz mısınız?

Yazmak istediniz diye şimdi başlayamaz mısınız?

Kendi işinizi kurmak istediniz diye artık çok mu geç?

Dans etmek istediniz ama yıllardır yapmadınız.

Tekrar başlayamaz mısınız?

Bir ülkeye taşınmak istediniz ama olmadı.

Başka bir şekilde uzun süreli seyahat edemez misiniz?

Hayatın bazı kapıları kapanır.

Ama bütün kapılar kapanmaz.

Bazen biz bir kapının kapandığını görünce bütün evin bittiğini düşünüyoruz.

Oysa içeride hâlâ başka odalar var.

Hap bilgi #4: Pişmanlık bazen yol göstericidir

Pişmanlığı sadece kötü bir duygu olarak görmek zorunda değiliz.

Bazen pişmanlık bize bir şey anlatır.

“Ben aslında özgürlüğü özlüyorum.”

“Ben kendime çok uzun zamandır zaman ayırmıyorum.”

“Ben başkalarının beklentilerine göre yaşadım.”

“Ben artık bu ilişkide böyle devam etmek istemiyorum.”

“Ben aslında üretmek istiyorum.”

“Ben yeni bir şey öğrenmek istiyorum.”

“Ben hayatımda heyecan istiyorum.”

Bu durumda pişmanlık düşman değil, mesaj taşıyan bir duygu haline gelebilir.

Onu dinleyin.

Ama onun sizi geçmişte boğmasına izin vermeyin.

“Bana ne anlatmaya çalışıyorsun?” diye sorun.

Sonra mesajı alın ve bugüne dönün.

Yaşanmamış hayatı romantikleştirmeyin

Belki de bu yazının en önemli noktası bu.

İnsan seçmediği hayatın sadece güzel taraflarını görür.

“Eğer o kişiyle evlenseydim çok mutlu olurdum.”

Gerçekten biliyor musunuz?

Belki o kişiyle de mutsuz olacaktınız.

“Başka ülkeye taşınsaydım hayatım mükemmel olurdu.”

Belki de yalnız kalacaktınız.

“O işi seçseydim şimdi çok başarılıydım.”

Belki de o sektörde tükenmiş olacaktınız.

“Çocuk sahibi olmasaydım daha özgür olurdum.”

Belki.

Ama belki de başka bir şeyin eksikliğini yaşayacaktınız.

İnsan yaşamadığı hayatın zorluklarını bilmiyor.

Bu yüzden ona sadece güzellikleri eklemek çok kolay.

Gerçek hayat ise paket halinde geliyor.

Güzellikleriyle.

Zorluklarıyla.

Sürprizleriyle.

Kayıplarıyla.

Ve küçük mucizeleriyle.

Kendinize bugün şu 5 soruyu sorun

Bir kâğıt alın.

Telefonun notlar bölümünü değil, mümkünse gerçekten bir kâğıt alın.

Ve kendinize şu soruları sorun:

1. Şu anda hayatımda beni en çok yoran şey ne?

2. Değiştirmek istediğim halde ertelediğim şey ne?

3. Başkaları ne der korkusu olmasaydı ne yapardım?

4. Geçmişte verdiğim hangi kararı hâlâ kendime karşı kullanıyorum?

5. Önümüzdeki bir yıl içinde kendim için yapmak istediğim tek şey ne?

Beşinci soruya özellikle dikkat edin.

Çünkü bazen insanın bütün hayatını değiştirecek cevabın çok büyük olması gerekmiyor.

“Her hafta kendime bir akşam ayırmak.”

“İngilizcemi geliştirmek.”

“Bir işe başvurmak.”

“Yazmaya başlamak.”

“Bir hobi edinmek.”

“Tek başıma kahve içmeye gitmek.”

“Uzun zamandır görmek istediğim yere gitmek.”

Bunlar küçük görünebilir.

Ama hayat zaten küçük şeylerin birikiminden oluşuyor.

Belki de doğru hayat diye bir şey yok

Belki sadece yaşadığımız hayat var.

Ve onun içinde tekrar tekrar verdiğimiz küçük kararlar var.

Bazı kararlarımızı seveceğiz.

Bazılarından nefret edeceğiz.

Bazıları bize büyük dersler verecek.

Bazıları bizi şaşırtacak.

Bazılarının bedelini yıllarca taşıyacağız.

Ama bütün bunların arasında bir gerçek var:

Geçmişte verdiğiniz hiçbir karar bugünkü hayatınızın tamamını belirlemek zorunda değil.

Bugün hâlâ bir şey seçebilirsiniz.

Bugün hâlâ bir şeyi bırakabilirsiniz.

Bugün hâlâ başlayabilirsiniz.

Bugün hâlâ özür dileyebilirsiniz.

Bugün hâlâ sınır koyabilirsiniz.

Bugün hâlâ kendinizi daha fazla önemseyebilirsiniz.

Bugün hâlâ hayatınızın bir köşesine yıllardır ertelediğiniz o küçük hayali koyabilirsiniz.

Ve belki yıllar sonra bugüne baktığınızda:

“İyi ki o gün başladım.”

dersiniz.

Belki de mesele hiç pişman olmayacağımız bir hayat kurmak değildir.

Çünkü böyle bir hayat yok.

Belki mesele, verdiğimiz kararların arkasında durmayı, yanlışlarımızdan öğrenmeyi ve gerektiğinde yeni bir karar verebilmeyi öğrenmektir.

Çünkü bazen hayat bize ikinci bir şans vermez.

Ama çok daha güzel bir şey verir:

Yeni bir karar verme şansı.

Ve unutmayın…

Yaşanmamış hayat her zaman daha güzel görünür.

Çünkü onun içinde henüz hiçbir hayal kırıklığı yaşanmamıştır.

Ama sizin hayatınız gerçek.

İçinde yaşanmışlık var.

Sevdiğiniz insanlar var.

Hatalarınız var.

Kayıplarınız var.

Kazandıklarınız var.

Ve hâlâ önünüzde yaşayabileceğiniz yıllar var.

Bu yüzden bugün kendinize geçmişteki hayatınızı düzeltmeye çalışmak yerine şu soruyu sorun:

“Buradan sonra hayatımı nasıl yaşamak istiyorum?”

Belki cevap hemen gelmeyecek.

Sorun değil.

Bazı cevapların gelmesi için insanın biraz sessiz kalması gerekiyor.

Ama sorun.

Çünkü bazen hayatımızı değiştiren şey, verdiğimiz büyük bir karar değil…

Kendimize ilk kez dürüstçe sorduğumuz küçük bir sorudur.

Post a Comment

0 Comments