Narsist Anne Nasıl Anlaşılır? Kendinizi Suçlamadan İyileşmenin Yolları
Bazı kadınlar anneleriyle konuştuktan sonra telefonu kapatır ve içinden aynı cümleyi geçirir:
“Ben yine ne yaptım?”
Oysa ortada yanlış yaptığınız hiçbir şey olmayabilir.
Belki anneniz bir konuda sizi eleştirmiştir. Belki yıllar önce yaşanmış bir olayı tekrar gündeme getirip sizi suçlu hissettirmiştir. Belki kendi yaptığı bir hatayı kabul etmek yerine konuyu sizin davranışlarınıza çevirmiştir.
Belki de sadece “Hayır, bunu yapmak istemiyorum” dediniz.
Ve bir anda kendinizi kötü evlat gibi hissetmeye başladınız.
İşte bazı anne-çocuk ilişkilerinde en yorucu taraf tam olarak budur: İnsan büyür, kendi evini kurar, kendi hayatını yaşamaya başlar ama annesinin yanında hâlâ çocuklukta öğrendiği o eski duyguların içine düşer.
Suçluluk.
Yetersizlik.
Onaylanma ihtiyacı.
Kendini açıklama zorunluluğu.
Ve bitmek bilmeyen “Acaba ben mi haksızım?” düşüncesi.
Burada önemli bir şeyi en başta söylemek gerekiyor: Her zor anne narsist değildir. Bir annenin zaman zaman bencil davranması, hata yapması, öfkelenmesi veya kırılması tek başına narsistik kişilik anlamına gelmez. Burada bakmamız gereken şey tek tek olaylar değil, yıllar boyunca tekrar eden davranış örüntüleridir.
Peki narsistik özellikler gösteren bir anne nasıl anlaşılır?
Ve daha da önemlisi, böyle bir anneyle büyüdüyseniz bugün kendinizi nasıl koruyabilirsiniz?
Narsist anne ne demektir?
“Narsist anne” ifadesi günlük dilde oldukça sık kullanılıyor. Fakat klinik olarak narsistik kişilik bozukluğu tanısı koymak başka bir şeydir.
Bu yüzden bir annenin davranışlarını değerlendirirken “Annem narsist mi?” sorusundan ziyade şu soruyu sormak çoğu zaman daha faydalıdır:
“Annemle olan ilişkim bana sürekli olarak nasıl hissettiriyor?”
Çünkü tanıdan bağımsız olarak sürekli eleştirilmek, küçümsenmek, manipüle edilmek, suçluluk hissettirilmek veya duygularınızın geçersiz sayılması sağlıklı değildir.
Bazı yetişkin çocuklar yıllarca yaşadıkları şeyin adını koyamaz. Çünkü çocukken anne-babanın davranışlarını değerlendirecek mesafeye sahip değillerdir.
Çocuk için anne, dünyanın kendisidir.
Dolayısıyla çocuk çoğu zaman “Annem bana haksızlık ediyor” demez.
“Demek ki sorun bende” der.
Bu yüzden yetişkinlikte bile kendisini sürekli sorgulayan kadınların bir kısmı aslında çocukken öğrendikleri bir refleksi sürdürüyor olabilir. (Psychology Today)
Narsist anne nasıl anlaşılır? En sık görülen davranışlar
Tek bir davranış elbette yeterli değildir. Ancak bazı davranışlar sürekli, yoğun ve sistematik biçimde tekrar ediyorsa dikkat etmek gerekir.
1. Her şey bir şekilde yeniden onunla ilgili olur
Siz başınızdan geçen bir olayı anlatırsınız.
“Bugün işte çok zor bir gün geçirdim.”
Karşılığında:
“Sen benim yaşadıklarımı görsen…”
Siz evliliğinizden bahsedersiniz.
“Ben sizin yaşınızdayken…”
Çocuğunuzla ilgili bir sorun anlatırsınız.
“Sen zaten çocuk yetiştirmeyi bilmiyorsun.”
Bir süre sonra fark edersiniz ki konuşmanın konusu ne olursa olsun merkez yine annenizdir.
Sizin duygunuz, onun deneyimine kıyasla önemsizleşir.
Buradaki problem annenin kendi hayatından bahsetmesi değildir. Sağlıklı ilişkilerde insanlar birbirlerinin hikâyelerini dinler.
Sorun, sizin duygularınıza sürekli yer bırakılmamasıdır.
2. Hatasını kabul etmek yerine sizi suçlar
“Neden böyle söyledin?” dersiniz.
“Çünkü sen beni o noktaya getirdin.”
“Bunu yaptığın için üzüldüm.”
“Sen de çok hassassın.”
“Ben seni üzmek istemedim, sen her şeyi yanlış anlıyorsun.”
Bu cümleler tanı koydurmaz ama sürekli tekrarlandığında ilişkide önemli bir problem olduğunu gösterebilir.
Sağlıklı bir yetişkin gerektiğinde:
“Evet, burada yanlış yaptım.”
diyebilir.
Narsistik özelliklerin baskın olduğu ilişkilerde ise sorumluluğu kabul etmek yerine karşı tarafı suçlama, inkâr etme veya konuyu değiştirme görülebilir. Duygusal istismar örüntülerinde de suçluluk yaratma, gaslighting, sürekli eleştiri ve duyguları geçersizleştirme gibi davranışlar tanımlanıyor. (Psychology Today)
3. Küsmek ve sessizlik bir ceza haline gelir
Bir şeyi istediği gibi yapmadığınızda sizinle konuşmaz.
Aramaz.
Mesajlarınıza cevap vermez.
Aile içinde sizi görmezden gelir.
Ve siz sonunda dayanamaz:
“Tamam anne, özür dilerim.”
dersiniz.
Belki ne için özür dilediğinizi bile bilmiyorsunuzdur.
Sadece ortam düzelsin diye özür diliyorsunuzdur.
İşte burada küçük ama çok önemli bir ayrım var:
Barışmak istemek başka, korkudan teslim olmak başka.
Sessizlik bazen kişinin sakinleşmek için zamana ihtiyacı olduğunda sağlıklı olabilir. Fakat sessizliği karşı tarafı cezalandırmak ve istediğini yaptırmak için kullanmak bambaşka bir davranıştır.
4. Sürekli suçluluk duymanızı sağlar
“Ben senin için neler yaptım.”
“Bir anneye böyle davranılır mı?”
“Bunca yıl seni büyüttüm.”
“Sen evlendin, anneni unuttun.”
“Artık sana ihtiyacım yok zaten.”
Bu cümlelerin ortak noktası şudur:
Sizin seçiminizi değil, suçluluk duygunuzu harekete geçirirler.
Ve kadın kendisini bir anda kötü evlat gibi hisseder.
Oysa bir çocuğun büyüdüğünde kendi hayatını kurması ihanet değildir.
Kendi evinizin olması, kendi kararlarınızı vermeniz, annenizden farklı düşünmeniz veya her isteğine “evet” dememeniz sizi kötü evlat yapmaz.
5. Sürekli fedakârlığını anlatır
Anne olmak elbette fedakârlık ister.
Fakat sağlıklı ebeveynlikte çocuğa yapılan her şey ömür boyu borç senedi gibi tutulmaz.
“Ben senin için…”
cümlesi sürekli bir hesap defterine dönüşüyorsa ilişki yorucu hale gelir.
Çünkü sevgi ile borçlandırma aynı şey değildir.
Bir annenin çocuğu için yaptığı fedakârlık değerlidir. Ama yetişkin çocuğun bütün hayatını annenin fedakârlıklarının karşılığını ödemeye adaması gerektiği anlamına gelmez.
“Annem beni seviyor ama neden yanında kendimi bu kadar kötü hissediyorum?”
İşte belki de en zor soru bu.
Çünkü hayat her zaman siyah beyaz değildir.
Bir anne çocuğunu sevebilir ve aynı zamanda ona zarar veren davranışlar sergileyebilir.
İnsanlar tek bir kelimeyle açıklanamayacak kadar karmaşıktır.
Bu nedenle “Ama annem beni seviyor” düşüncesi yaşadığınız duygusal zararı otomatik olarak geçersiz kılmaz.
Bir ilişkiyi değerlendirirken sadece niyete değil, davranışın sizde yarattığı etkiye ve ilişkinin tekrar eden örüntüsüne de bakabilirsiniz.
Çünkü bazen insan “Beni seviyor mu?” sorusuna takılıp kalırken asıl soruyu unutuyor:
“Bu ilişkinin içinde kendim olabiliyor muyum?”
Narsistik bir anneyle büyüyen kadınlarda hangi duygular görülebilir?
Her insanın deneyimi farklıdır. Ancak sürekli eleştiri, duygusal geçersizleştirme, manipülasyon ve koşullu onayla büyüyen kişilerde yetişkinlikte bazı ortak zorluklar görülebilir.
Örneğin:
- Sürekli kendini açıklama ihtiyacı
- “Hayır” demekte zorlanma
- İnsanları memnun etmeye çalışma
- Aşırı suçluluk
- Mükemmeliyetçilik
- Eleştiriye karşı aşırı hassasiyet
- Kendi kararlarından sürekli şüphe etme
- Terk edilme veya reddedilme korkusu
- Başkalarının duygularından kendini sorumlu hissetme
- “Ben yeterince iyi değilim” düşüncesi
Bunların ortaya çıkması kişinin “zayıf” olduğu anlamına gelmez.
Çocukken geliştirdiğiniz bazı davranışlar o dönemde sizi korumaya yarayan stratejiler olmuş olabilir.
Örneğin:
“Annem kızmasın diye susayım.”
“Şimdi itiraz edersem kavga çıkar.”
“Onu mutlu edersem sorun olmaz.”
“Ben özür dilersem her şey düzelir.”
Çocuk için bunlar hayatta kalmaya ve ilişkide güvenliği korumaya yarayan yollar olabilir.
Ama insan büyüdüğünde aynı stratejiler artık gerekli olmadığı halde devam edebilir. (Psychology Today)
Hap bilgi #1: Suçluluk hissetmeniz, suçlu olduğunuz anlamına gelmez
Bunu bir yere yazın.
Hatta telefonunuzun notlarına bile kaydedin:
“Suçluluk bir duygudur, kanıt değildir.”
Birine “hayır” dediğinizde suçlu hissedebilirsiniz.
Bu, yanlış yaptığınız anlamına gelmez.
Anneniz üzüldüğünde suçlu hissedebilirsiniz.
Bu, onun üzüntüsünden sizin sorumlu olduğunuz anlamına gelmez.
Bir sınır koyduğunuzda içiniz daralabilir.
Bu, sınırınızın yanlış olduğu anlamına gelmez.
Bazen suçluluk, yaptığınız şeyin yanlış olduğunu değil, alıştığınız düzenin dışına çıktığınızı gösterir.
Hap bilgi #2: Sınır koymak, annenizi değiştirmek değildir
Birçok kadın sınır koymayı şöyle düşünür:
“Anneme bunu yaptırmayacağım.”
Aslında sınırın amacı karşı tarafı kontrol etmek değildir.
Sınır şudur:
“Bana böyle konuşulduğunda konuşmayı bitireceğim.”
“Özel hayatımla ilgili bu konuyu konuşmak istemiyorum.”
“Bu kararı tartışmayacağım.”
“Çocuğumla ilgili kararları ben ve eşim vereceğiz.”
“Sesler yükselirse telefonu kapatacağım.”
Burada annenizin davranışını kontrol etmeye çalışmıyorsunuz.
Kendi davranışınızı belirliyorsunuz.
Bu ayrım inanılmaz derecede önemlidir.
Çünkü karşı taraf değişmiyorsa bile sizin ne yapacağınızı değiştirebilirsiniz. Sağlıklı sınırlar da temelde başkasını yönetmekten ziyade kişinin neyi kabul edip etmeyeceğini ve sınır ihlal edildiğinde nasıl davranacağını belirlemesiyle ilgilidir. (Psychology Today)
Hap bilgi #3: Her şeyi açıklamak zorunda değilsiniz
Burası özellikle önemli.
Bazı kadınlar sınır koyarken 45 dakikalık savunma yapıyor.
“Anne aslında ben bunu şöyle düşündüm, çünkü geçen sene de sen şöyle demiştin, ayrıca Bilal de…”
Hayır.
Gerek yok.
“Bunu yapmak istemiyorum.”
Bitti.
“Bu konuda kararımı verdim.”
Bitti.
“Bunu konuşmak istemiyorum.”
Bitti.
Çünkü bazı ilişkilerde verdiğiniz her açıklama yeni bir tartışmanın malzemesine dönüşebilir.
Sınır koymak için mahkeme salonunda delil sunmak zorunda değilsiniz.
Hap bilgi #4: Annenizin duygularını yönetmek sizin göreviniz değil
Bu cümle bazı kadınlara ilk başta çok sert gelebilir.
Ama yetişkinlikte bunu öğrenmek büyük bir rahatlama sağlayabilir:
Annemin üzülmesini engellemek benim hayat görevim değil.
Anneniz sizin kararınıza kızabilir.
Kırılabilir.
Sizi yanlış anlayabilir.
Hatta bir süre sizinle konuşmayabilir.
Bunların hiçbiri otomatik olarak sizin yanlış yaptığınız anlamına gelmez.
Elbette karşımızdaki insanın duygularını önemsemek başka bir şeydir.
Onun duygularını kontrol etmek ise başka.
Peki narsist anneyle nasıl başa çıkılır?
İlk adım annenizi değiştirmeye çalışmayı bırakmaktır.
Bu kulağa acımasız gelebilir ama çoğu zaman insanı en çok rahatlatan gerçeklerden biridir.
“Bir gün anlayacak.”
“Bir gün özür dileyecek.”
“Bir gün beni gerçekten dinleyecek.”
“Bir gün neden kırıldığımı fark edecek.”
Belki.
Ama belki de etmeyecek.
İyileşmenin bir parçası bazen annenizin vereceği özrü beklemekten vazgeçip kendi gerçeğinize sahip çıkmaktır.
Tartışmayı kazanmak yerine kendinizi koruyun
Narsistik özellikleri yoğun bir insanla her tartışmayı kazanamazsınız.
Çünkü konu çoğu zaman gerçek olmaktan çıkar.
Kim ne dedi?
Ne zaman dedi?
Sen ne yaptın?
Ben ne yaptım?
Sonra eski olaylar gelir.
Beş yıl önceki mesele.
On yıl önceki mesele.
Ve sonunda siz konuşmaya başladığınız konuyu bile unutursunuz.
Böyle anlarda kendinize sorun:
“Şu anda gerçekten bir çözüm mü arıyoruz, yoksa yine kendimi savunmak zorunda mı kalıyorum?”
Eğer ikinciyse konuşmayı sonlandırmak daha sağlıklı olabilir.
“Hayır” demeyi küçük adımlarla öğrenin
Bir anda bütün hayatınızı değiştirmek zorunda değilsiniz.
Önce küçük bir “hayır” deneyin.
“Bugün gelemeyeceğim.”
“Bunu yapmak istemiyorum.”
“Bu hafta müsait değilim.”
“Bunu düşünmem gerekiyor.”
Ve sonra annenizin tepkisini gözlemleyin.
İlk başta suçluluk gelebilir.
Kalbiniz sıkışabilir.
“Acaba yanlış mı yaptım?” diyebilirsiniz.
İşte tam o anda kendinize şunu hatırlatın:
“Rahatsız hissetmem, yanlış yaptığım anlamına gelmez.”
Bu cümle gerçekten çok kıymetli.
Kendinize bir “gerçeklik defteri” tutabilirsiniz
Özellikle sürekli gaslighting veya inkâr yaşadığınızı düşünüyorsanız, yaşanan olayları kısa şekilde not etmek bazı insanlarda düşüncelerini netleştirmeye yardımcı olabilir.
Örneğin:
“Bugün şu konu konuşuldu.”
“Annem bunu söyledi.”
“Ben böyle hissettim.”
“Sonrasında konuşma şu noktaya geldi.”
Amaç annenize karşı dosya hazırlamak değil.
Amaç kendinize şunu hatırlatmak:
“Ben yaşadıklarımı uydurmuyorum.”
Çünkü sürekli “öyle olmadı”, “sen yanlış hatırlıyorsun”, “çok hassassın” gibi tepkiler alan kişi zamanla kendi hafızasından ve duygularından bile şüphe edebilir. Duygusal istismarın önemli sonuçlarından biri de kişinin kendi algısına güvenmekte zorlanmasıdır. (Psychology Today)
Peki tamamen iletişimi kesmek gerekir mi?
Hayır.
Ve bence bu konuda sosyal medyadaki “hemen no contact” tavsiyelerine biraz temkinli yaklaşmak gerekiyor.
Her ilişkinin koşulları farklıdır.
Bazı insanlar mesafeyi azaltarak iyileşebilir.
Bazıları görüşme süresini kısaltabilir.
Bazıları yalnızca belirli konuları konuşmamayı seçebilir.
Bazıları iletişimi minimuma indirebilir.
Bazıları ise güvenlik veya ciddi istismar nedeniyle tamamen uzaklaşmayı değerlendirebilir.
Tek doğru yöntem yoktur.
Önemli olan şu:
Kendinizi koruyabilmek.
Eğer iletişimden sonra sürekli günlerce toparlanamıyor, yoğun korku yaşıyor, kendinizi değersiz hissediyor veya ciddi bir duygusal zarar görüyorsanız profesyonel destek almak iyi bir seçenek olabilir. Yetişkin çocuklarda özsaygı sorunları, yoğun suçluluk, kaygı, ilişki problemleri ve kendi ihtiyaçlarını savunmakta zorlanma gibi sonuçlar görülebiliyor; terapi ve destek, sınır oluşturma ve öz-değeri yeniden geliştirme sürecinde yardımcı olabilir. (Psychology Today)
Ve şimdi en önemli kısım…
Eğer bu yazıyı okuyup içinizden:
“Benim annem de böyle.”
diyorsanız, kendinize hemen bir etiket yapıştırmak zorunda değilsiniz.
Annenize teşhis koymak zorunda değilsiniz.
Çocukluğunuzdaki her olayı yeniden analiz etmek zorunda da değilsiniz.
Bugün sadece bir şeyi fark etmeniz bile yeterli olabilir:
Sizin duygularınız da önemli.
Siz büyüdünüz.
Artık annenizin ruh halini kontrol ederek güvenlik sağlamanız gerekmiyor.
Birini memnun etmek için kendinizden vazgeçmek zorunda değilsiniz.
Hayır dediğinizde kötü bir kadın olmazsınız.
Kendi hayatınızı kurduğunuzda kötü evlat olmazsınız.
Anneniz sizin kararınızı beğenmediğinde kararınız otomatik olarak yanlış olmaz.
Ve en önemlisi…
Çocukken alamadığınız anlayışı bugün kendinize vermeyi öğrenebilirsiniz.
Belki yıllarca “Ben yeterince iyi miyim?” diye düşündünüz.
Şimdi soruyu değiştirmenin zamanı gelmiş olabilir:
“Ben kendime yeterince iyi davranıyor muyum?”
Çünkü iyileşme bazen annenizin değişmesiyle başlamaz.
Bazen siz artık kendinizi terk etmemeye karar verdiğiniz gün başlar.
Kendinizi açıklamak yerine kendinizi dinlediğinizde…
Herkesi memnun etmek yerine kendi ihtiyacınızı da hesaba kattığınızda…
Suçluluk duyduğunuz halde sağlıklı sınırınızı koruyabildiğinizde…
Ve yıllarca başkalarından beklediğiniz o cümleyi kendinize söylediğinizde:
“Sana inanıyorum. Hissettiğin şey önemli. Her şey senin suçun değil.”
Belki de iyileşmenin en sessiz ama en güçlü tarafı budur.
Kendinize yeniden anne olmayı öğrenmek.
Ve bu kez sizi sürekli memnun etmeye çalışan değil, gerçekten dinleyen bir anne olmak.
0 Comments