Kendinizi Bir Seçenek Değil, Bir Değer Olarak Görmenin 5 Yolu
Birinin sizi gerçekten istediğini anlamak için her zaman büyük sözlere ihtiyacınız yoktur. Bazen cevabı çok daha küçük davranışlarda bulursunuz.
Size son dakika iptal ettiğinde ne yaptığınızda, mesajlarınıza nasıl karşılık verdiğinizde, kararsız davrandığında kendinizi nasıl konumlandırdığınızda…
Çünkü özdeğer, yalnızca insanın kendisi hakkında düşündüğü bir fikir değildir. Günlük hayatta aldığı küçük kararlarla ortaya çıkan bir duruştur.
Kendinizi sürekli karşı tarafın ilgisine göre ayarlıyorsanız, onun mesajını bekliyor, planlarınıza göre hayatınızı değiştiriyor ve size verdiği kırıntıları büyük bir ilgi gibi yorumluyorsanız, bir süre sonra fark etmeden kendi değerinizi onun davranışlarının ellerine bırakabilirsiniz.
Oysa sağlıklı bir ilişki ya da sağlıklı bir iletişim şöyle hissettirmelidir: Ben seni istiyorum ama sana muhtaç değilim. Seni hayatımda görmek güzel ama kendi hayatımın merkezinden seni memnun etmek için çıkmayacağım.
İşte bunu günlük hayatınızda göstermenin beş basit yolu.
1. Son dakika planı iptal edildiyse peşinden koşmayın
Birisi sizinle yaptığı planı son dakikada iptal etti.
İlk tepkiniz ne oluyor?
“Tamam, ne zaman müsaitsin?”
“Başka bir gün yapalım mı?”
“Gerçekten neden iptal ettin?”
“Bir şey mi oldu?”
Bazen tek bir iptal, zihnimizde kocaman bir sorgulama başlatabiliyor.
Oysa karşınızdaki insanın planını değiştirmesi, sizin hemen kendinizi açıklamak veya onun ilgisini yeniden kazanmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez.
Sakin bir şekilde:
“Sorun değil, bu haftayı pas geçelim.”
deyip kendi hayatınıza devam edebilirsiniz.
Buradaki mesele karşı tarafa ders vermek veya onu cezalandırmak değil. Mesele, kendi zamanınıza da değer vermek.
Çünkü sizin zamanınız da kıymetli.
Bir planınız son dakika iptal edildiğinde bütün gününüzü boşaltıp onun yeni teklifini beklemek zorunda değilsiniz. Arkadaşlarınızla görüşebilir, kendinize zaman ayırabilir, uzun zamandır ertelediğiniz bir işi yapabilir veya sadece güzel bir kahve içip kendi hayatınıza dönebilirsiniz.
Ve belki de özdeğerin en güzel göstergelerinden biri tam olarak budur:
Birinin planı değiştiğinde sizin hayatınız durmuyorsa, kendi merkezinizi koruyorsunuz demektir.
2. Size kuru ve ilgisiz mesajlar gönderiyorsa aynı enerjiyi vermek zorunda değilsiniz
Hepimizin başına gelmiştir.
Uzun uzun bir şey yazarsınız ve karşılığında:
“Tamam.”
“Olur.”
“Bakacağız.”
“Yoğunum.”
gibi birkaç kelimelik bir cevap gelir.
Sonra insanın aklına hemen şu soru düşer:
“Ben de kısa mı cevap vermeliyim?”
Aslında mesele mesajın uzunluğu değil. Mesele, iletişimde karşılıklılık olup olmadığı.
Kendinizi sürekli birinin ilgisini çekmeye çalışırken buluyorsanız, biraz geri çekilip durumu olduğu gibi görmek faydalı olabilir.
Karşınızdaki kişi gerçekten yoğun olabilir. Her kısa mesaj ilgisizlik anlamına gelmez. Fakat bu davranış sürekli hale gelmişse ve iletişimin bütün yükünü siz taşıyorsanız, bunu görmezden gelmek de kendinize haksızlık olur.
Böyle bir durumda saatlerce bekleyip oyun oynamak zorunda değilsiniz.
Sadece hayatınıza devam edin.
Ve gerekiyorsa şöyle söyleyin:
“Yoğun olduğunu anlıyorum. Daha rahat olduğun bir zamanda konuşuruz.”
Bu cümlenin güzelliği şu: Ne trip atıyorsunuz ne de ilgi dileniyorsunuz.
Sadece kendi zamanınızın da önemli olduğunu gösteriyorsunuz.
3. Karışık sinyaller alıyorsanız sürekli anlam çıkarmaya çalışmayın
Bir gün çok ilgili.
Ertesi gün ortada yok.
Bir gece saatlerce konuşuyor.
Sonra iki gün sessiz.
Sizi görmek istediğini söylüyor ama herhangi bir plan yapmıyor.
Yaklaşıyor, sonra uzaklaşıyor.
Ve siz?
Telefonu elinizde, her mesajın altındaki anlamı çözmeye çalışıyorsunuz.
“Acaba ne demek istedi?”
“Benden hoşlanıyor mu?”
“Neden böyle yaptı?”
“Bir şey mi söyledim?”
İşte tam burada durmak gerekiyor.
Çünkü sürekli karşınızdaki insanın davranışlarını analiz etmek sizi kendi hayatınızdan uzaklaştırır.
Bir insanın ilgisini anlamak için her davranışını tek tek çözümlemek zorunda kalmamalısınız.
Tutarlılık da bir iletişim biçimidir.
Bir insan sizi gerçekten hayatında istiyorsa bunu zaman içerisinde davranışlarıyla gösterecektir.
Elbette herkesin yoğun olduğu, kafasının karıştığı veya zor dönemlerden geçtiği zamanlar olabilir. Ancak sürekli belirsizlik yaşıyorsanız, kendinize şu soruyu sorun:
“Ben bu ilişkinin içinde nasıl hissediyorum?”
Çünkü bazen asıl cevap, onun ne düşündüğünde değil, sizin sürekli ne hissettiğinizdedir.
Kendinizi huzursuz, değersiz veya sürekli bekler halde buluyorsanız biraz geri çekilip tabloya uzaktan bakmanın zamanı gelmiş olabilir.
4. Sizi görmezden gelip sonra geri döndüğünde hemen eski yerinize dönmeyin
Bir insan uzun süre ortadan kayboluyor.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi:
“Hey, nasılsın?”
diye yazıyor.
Ve siz bütün kırgınlığınızı bir kenara bırakıp kaldığınız yerden devam ediyorsunuz.
Bunu neden yaptığımızı biliyor musunuz?
Çünkü bazen birinin geri dönmesini, bizi hâlâ istediğinin kanıtı olarak görüyoruz.
Ama geri dönmek ile gerçekten değer vermek aynı şey değildir.
Bir insanın hayatınıza yeniden girmesine izin vermeden önce davranışlarına bakın.
Neden kayboldu?
Neden şimdi geri geldi?
İletişim kurma biçimi değişti mi?
Gerçekten çaba gösteriyor mu?
Yoksa yalnızca canı istediğinde ulaşabileceği bir yerde olduğunuzu mu düşünüyor?
Sınır koymak için sertleşmenize gerek yok.
Bazen yalnızca:
“Benim ilgimi yeniden kazanmak için biraz daha fazlası gerekiyor.”
diyebilmek yeterlidir.
Bu bir oyun değildir.
Bu, kendinize verdiğiniz değeri korumaktır.
5. Flört ediyor ama hiçbir zaman gerçek bir plan yapmıyorsa sözlere değil davranışlara bakın
Güzel konuşuyor.
İltifat ediyor.
Sizi merak ettiğini söylüyor.
Aranızdaki çekim belli.
Ama ne zaman buluşma konusu açılsa bir bahane çıkıyor.
“Bir ara görüşelim.”
“Yakında mutlaka.”
“Şu hafta çok yoğunum.”
“Sonra konuşuruz.”
Ve siz haftalarca “sonra”yı bekliyorsunuz.
İşte burada kendinize küçük ama önemli bir soru sormanın zamanı:
“Ben gerçekten bir ilişki mi yaşıyorum, yoksa bir ihtimali mi bekliyorum?”
Çünkü sözler kulağa hoş gelebilir. Fakat gerçek niyet çoğu zaman davranışlarda görünür.
Bir insan sizinle gerçekten vakit geçirmek istiyorsa, bunun için bir şekilde alan yaratır.
Mükemmel bir plan olmak zorunda değildir. Bir kahve, kısa bir yürüyüş, birlikte geçirilen bir saat bile yeter.
Bu yüzden sürekli flört edip hiçbir somut adım atmayan birine karşı şöyle diyebilirsiniz:
“Güzel sohbet, ama ne istediğin netleştiğinde haber ver.”
Ne kavga var.
Ne sitem.
Ne de kendinizi kanıtlama çabası.
Sadece netlik var.
Ve bazen bir kadının kendisi için yapabileceği en güçlü şeylerden biri, belirsizliği romantikleştirmeyi bırakmaktır.
Asıl Mesele Karşınızdaki İnsanı Kaybetmemek Değil
Bütün bunları okurken bir noktayı özellikle ayırmak gerekiyor.
Özdeğer sahibi olmak, soğuk davranmak değildir.
Geç cevap vererek karşı tarafı kıskandırmaya çalışmak, bilerek ortadan kaybolmak, “Beni kaybettiğini hissetsin” diye oyunlar oynamak da özdeğer değildir.
Bunlar sadece başka türden oyunlardır.
Gerçek özdeğer çok daha sakin görünür.
Birini seviyorsanız bunu gösterebilirsiniz.
Özlediyseniz söyleyebilirsiniz.
İlginiz varsa belli edebilirsiniz.
Bir mesajı hemen cevaplamak istiyorsanız cevaplayabilirsiniz.
Bütün bunlar sizi değersiz yapmaz.
Önemli olan bunları korkudan yapmamanızdır.
“Cevap vermezsem beni bırakır.”
“Peşinden gitmezsem başkasını bulur.”
“Hayır dersem beni istemez.”
“Mesafe koyarsam onu kaybederim.”
İşte insanı yoran şey budur.
Çünkü o noktada artık karşınızdaki insanla ilişki kurmuyor, onu kaybetmemek için kendinizden vazgeçmeye başlıyorsunuz.
Oysa doğru insanın yanında sürekli kendinizi kanıtlamak zorunda kalmazsınız.
Sürekli “Yeterince güzel miyim?”, “Yeterince ilginç miyim?”, “Beni gerçekten istiyor mu?” diye düşünmezsiniz.
İlişki size huzur da verir.
Ve belki de bugün kendinize hatırlatmanız gereken en önemli cümle şu:
Siz bir seçenek olmak zorunda değilsiniz.
Birinin sizi seçmesini bekleyerek hayatınızı askıya almak zorunda değilsiniz.
Sizi isteyen, sizinle vakit geçirmek isteyen, hayatında size yer açan insanlarla karşılaştığınızda bunu zaten davranışlarından hissedersiniz.
Bunun için peşinden koşmanız, kendinizi küçültmeniz veya sürekli daha fazlasını vermeniz gerekmez.
Kendi hayatınızın merkezinde kalın.
Kendi planlarınızı yapın.
Kendi arkadaşlıklarınızı, hayallerinizi, hobilerinizi ve küçük mutluluklarınızı koruyun.
Çünkü bir ilişkiye girdiğinizde hayatınızın tamamını bir başkasının etrafında yeniden kurmanız gerekmiyor.
Birini hayatınıza dahil edin; hayatınızın tamamını ona teslim etmeyin.
Ve bir gün karşınızdaki insan size istediğiniz değeri vermiyorsa, bunu değiştirmek için kendinizi daha çok sevdirmeye çalışmak yerine bazen yalnızca bir adım geri çekilip şunu söylemek yeterlidir:
“Ben daha fazlasını hak ediyorum.”
Bunu gerçekten hissetmeye başladığınız gün, ilişkileriniz de değişmeye başlar.
Çünkü insanın dışarıdaki sınırları, çoğu zaman içeride kendisine verdiği değerin bir yansımasıdır.
Bu yazılarda ilgini çekebilir
İlişkilerde Red Flag Nasıl Anlaşılır?
Terkedilme Korkusu ve İlişkiler
İç dünyamızı Yansıtan Aynalar - İkili İlişkiler

0 Yorumlar