Evinde Asla Yapmaman Gereken 7 Şey: Eski Spiritüel İnançlara Göre Evinin Enerjisini Koru
Bazı evler vardır, daha kapısından içeri adımınızı attığınız anda içinizde tarif edemediğiniz bir ferahlık oluşur. Her şey yerli yerindedir belki ama mesele yalnızca dekorasyon değildir; o evin içinde başka türlü bir huzur vardır. Bazı evlerde ise tam tersine, ne kadar güzel ve temiz olursa olsun insanın içi bir türlü rahat etmez. Sanki havada görünmeyen bir ağırlık dolaşır.
Ben bunun tesadüf olduğuna pek inanmıyorum.
Çünkü ev dediğimiz yer yalnızca duvarlardan, mobilyalardan ve eşyalardan oluşmuyor. Bir evde yaşanan her şey orada bir iz bırakıyor. Sabah edilen bir dua, akşam sofrada edilen güzel bir sohbet, çocukların kahkahası, uzun uzun ağlanan bir gece, yaşanan bir tartışma, gelen bir misafirin ruh hali… Bunların hepsinin evin enerjisine dokunduğuna inanıyorum.
Zaten eski spiritüel öğretilere ve kadim inanışlara baktığınızda da evin enerjisini korumak için yüzyıllardır uygulanan pek çok kural olduğunu görüyorsunuz. Bugün bize biraz tuhaf gelen bazı sözlerin aslında arkasında oldukça güçlü bir inanış var. Büyüklerimizin “Bunu yapma, evine uğursuzluk getirir” diye tembihlediği şeylerin bir kısmı da bu eski anlayıştan geliyor.
Belki çocukken nedenini anlamıyorduk. Şimdi ise bazılarını düşündüğümüzde, o eski sözlerin ardındaki hikâyeyi biraz daha farklı okuyabiliyoruz.
Eğer siz de evinizin enerjisine önem veriyorsanız, eski inanışlarda özellikle dikkat edilen bu yedi şeyi bilmenizde fayda var.
1. Mezarlıktan veya cenazeden döndükten sonra doğrudan eve girmeyin
Eski inanışlarda mezarlıklar sıradan bir yer olarak görülmez. Yaşam ile ölüm arasındaki sınırın hissedildiği, enerjinin çok yoğun olduğuna inanılan alanlardır. Özellikle cenaze gibi ruhsal açıdan ağır bir deneyimin ardından insanın üzerinde o ortamın izini taşıdığı düşünülür.
Bu yüzden eskiler, mezarlıktan veya cenazeden dönen kişinin mümkünse doğrudan evine gitmemesini söylerdi. Önce başka bir yere uğramak, biraz zaman geçirmek ve ardından eve dönmek, o enerjiyi yaşam alanından uzak tutmanın bir yolu olarak kabul edilirdi.
Eve geldiğinizde ellerinizi ve yüzünüzü yıkamak, kıyafetlerinizi değiştirmek, hatta mümkünse duş almak da bu nedenle güzel bir arınma ritüeli sayılır. Ben böyle zamanlarda bunu yalnızca fiziksel bir temizlik olarak değil, ruhsal bir kapanış olarak da düşünmeyi seviyorum.
Sanki kendi kendinize, “Orada yaşananı orada bırakıyorum. Şimdi kendi alanıma ve kendi huzuruma dönüyorum.” diyorsunuz.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey tam olarak böyle küçük ama anlamlı bir geçiş ritüelidir.
2. Evin girişini dağınık bırakmayın ve kapınızdan kimi içeri aldığınıza dikkat edin
Evin girişinin spiritüel açıdan özel bir anlamı vardır. Sonuçta dışarıdaki dünya ile sizin özel alanınız arasındaki ilk sınır orasıdır. Gün boyunca karşılaştığımız insanların, bulunduğumuz yerlerin ve yaşadığımız olayların enerjisini üzerimizde taşıdığımıza inanılıyorsa, bütün bunların eve ilk girdiği yer de doğal olarak kapıdır.
Bu nedenle eski öğretilerde evin girişinin temiz, aydınlık ve düzenli tutulmasına önem verilir. Kapının önünde kırık eşyaların, çöplerin veya artık kullanılmayan şeylerin biriktirilmesi hoş karşılanmaz. Çünkü dağınıklığın yalnızca görüntüyü değil, evin akışını da ağırlaştırdığına inanılır.
Fakat burada bence daha önemli olan başka bir şey var: Evinize kimi davet ettiğiniz.
Hepimizin hayatında, yanından ayrıldıktan sonra kendimizi yorgun hissettiğimiz insanlar olmuştur. Hatta bazen bir misafir gittikten sonra evin havası değişmiş gibi gelir; sebepsiz bir huzursuzluk, tartışma veya ağırlık hissedilir. Spiritüel açıdan bunun, o kişinin taşıdığı enerjinin yaşam alanınıza geçmesiyle ilgili olduğuna inanılır.
Bu yüzden evinizin kapısını herkese sonuna kadar açmak zorunda değilsiniz. Eviniz sizin sığınağınızdır ve orada huzur hissetmek hakkınızdır.
3. Akşam saatlerinden sonra evde ıslık çalmayın
“Gece ıslık çalma.”
Bu cümleyi çocukluğumuzdan beri duyarız ve çoğumuz bunun nedenini hiç düşünmeden büyüdük. Oysa bu inanışın geçmişi oldukça eskiye dayanıyor.
Spiritüel inanışlarda gece, gündüzden farklı bir zaman olarak kabul edilir. Güneş çekildikten ve dünya sessizleşmeye başladıktan sonra insanın sezgilerinin daha açık olduğuna, görünmeyen enerjilerin daha fazla hissedildiğine inanılır. Bu yüzden geceleri evin içinde yapılan bazı davranışlara özellikle dikkat edilir.
Islık çalmak da bunlardan biridir. Eski inanışlarda gece ıslığının istenmeyen enerjileri veya görünmeyen varlıkları çekebileceğine inanılır. Özellikle akşam saatlerinden sonra evin sessizliğini korumak, huzurlu bir atmosfer bırakmak bu nedenle önemsenir.
Aslında bu inanışın bana en güzel gelen tarafı şu: Eskiler gecenin de kendine ait bir ruhu olduğuna inanıyordu. Gündüz hayatın telaşı, gece ise sakinleşmenin ve içe dönmenin zamanıydı.
Belki de bu yüzden geceleri evimizi biraz daha sessiz bırakmak, ışıkları yumuşatmak ve günün ağırlığını geride bırakmak hepimize iyi gelebilir.
4. Yatağın karşısına ayna koymayın
Ayna, eski spiritüel inanışlarda hiçbir zaman yalnızca kendimize baktığımız bir eşya olmadı. Ona çok daha güçlü anlamlar yüklendi. Aynanın enerjiyi yansıttığına, hatta bazı inanışlarda bulunduğu ortamın enerjisini çoğaltabildiğine inanıldı.
Bu nedenle özellikle yatak odasındaki aynaların konumuna dikkat edilir.
Uyku sırasında insanın enerjisinin daha hassas olduğuna, bedenin dinlenirken ruhsal olarak da yenilendiğine inanılır. Yatağın tam karşısında bulunan bir aynanın bu sakinliği bozabileceği, gece boyunca enerjinin huzursuz hareket etmesine neden olabileceği düşünülür.
Bir de işin çok daha basit bir tarafı var. Gecenin bir yarısı gözünüzü açıp karşınızda karanlıkta hareket eden kendi yansımanızı görmek zaten başlı başına ürkütücü olabilir.
Bu nedenle yatak odasında ayna kullanıyorsanız yatağı doğrudan göstermemesine dikkat edebilirsiniz. Çünkü yatak odası, evin en huzurlu köşelerinden biri olmalı. Orada bedeninizin dinlenmesine, zihninizin sakinleşmesine ve gün boyunca üzerinizde biriken her şeyden uzaklaşmanıza izin vermelisiniz.
5. Evin içinde sürekli korkudan ve kötü şeylerden bahsetmeyin
Spiritüel inanışların belki de en güçlü taraflarından biri, sözlerin enerjisine verdiği önemdir.
Çünkü söylediğimiz her sözün bir niyet taşıdığına ve sürekli tekrarladığımız şeylerin hayatımızda daha fazla yer kapladığına inanılır.
Düşünün; her gün “Bu evde hiç huzur yok”, “Kesin kötü bir şey olacak”, “Bizim işlerimiz zaten hiçbir zaman yolunda gitmez” derseniz, bir süre sonra yalnızca zihniniz değil, evin atmosferi de bu cümlelerle dolmaya başlar.
Bu yüzden evinizde kullandığınız kelimeleri seçmek önemlidir.
“Bu ev bereketli.”
“Allah evimize huzur versin.”
“Biz burada güvendeyiz.”
“Evimiz sevgiyle dolsun.”
“Hayatıma hayırlı kapılar açılsın.”
Bunları söylediğinizde aslında yalnızca güzel cümleler kurmuş olmuyorsunuz; ne istediğinizi de kendinize ve ruhunuza hatırlatıyorsunuz.
Spiritüel anlayışta buna niyet denir.
Ve niyet, enerjinin yönünü belirleyen en güçlü şeylerden biridir.
6. Her gece aynı saatte uyanıyorsanız o anı önemseyin
Gecenin belli bir saatinde tekrar tekrar uyanmak da spiritüel dünyada uzun zamandır anlamlandırılan durumlardan biridir.
Özellikle her gece veya sık sık aynı saatlerde gözünüz açılıyorsa, bunun yalnızca rastlantı olmadığını düşünen pek çok spiritüel öğreti vardır. Gecenin sessizliğinde zihnin günlük hayatın gürültüsünden uzaklaştığı ve kişinin kendi iç sesini daha kolay duyabildiği kabul edilir.
Bu yüzden böyle bir durumda hemen telefonu elinize alıp saate bakmak yerine birkaç saniye sessiz kalmayı deneyebilirsiniz.
O anda ne hissediyorsunuz?
Aklınıza ilk hangi düşünce geliyor?
Uzun zamandır düşündüğünüz biri mi?
Vermeye çalıştığınız bir karar mı?
İçinizde tuttuğunuz bir duygu mu?
Yoksa açıklayamadığınız bir his mi?
İsterseniz yatağınızın yanında küçük bir defter bulundurup bunları yazabilirsiniz. Zaman içinde dönüp baktığınızda bazı düşüncelerin tekrar tekrar karşınıza çıktığını fark edebilirsiniz.
Belki de gecenin sessizliği size dışarıdan bir mesaj getirmiyordur; belki uzun zamandır susturduğunuz kendi iç sesinizi nihayet duyuyorsunuzdur.
7. Eve getirdiğiniz eski ve ikinci el eşyaların enerjisine dikkat edin
Bir eşyanın geçmişi olduğunu hiç düşündünüz mü?
Özellikle antika veya ikinci el eşyalara baktığınızda bazılarının sizi hemen kendine çektiğini, bazılarının ise nedense içinizde bir huzursuzluk oluşturduğunu fark edebilirsiniz.
Eski spiritüel inanışlarda bunun bir anlamı olduğuna inanılır. Yıllarca başka insanların yaşadığı bir evde bulunan mobilyaların, aynaların ve bazı kişisel eşyaların önceki sahiplerinin enerjisini taşıyabileceği düşünülür.
Özellikle aynalar bu konuda ayrı bir yere sahiptir. Çünkü aynanın yalnızca görüntüyü değil, bulunduğu ortamın enerjisini de yansıttığına inanılır.
Bu yüzden ikinci el bir eşyayı eve getirirken sadece görüntüsüne bakmayın. Bir an durun ve elinizi üzerine koyduğunuzda içinizde nasıl bir his oluştuğuna dikkat edin.
“Güzel mi?” sorusunun yanında bir de “Bana iyi geliyor mu?” diye sorun.
Çünkü her güzel eşya sizin evinize ait değildir.
Bazen gözümüz bir şeyi seçer ama ruhumuz çoktan “hayır” demiştir.
Peki Evin Enerjisi Nasıl Temizlenir?
Bazen hiçbir şey yaşanmamış gibi görünür ama yine de evin havasında bir ağırlık hissedersiniz. İşte böyle zamanlarda ben önce en basit yerden başlamayı seviyorum: pencereyi açmak.
Temiz hava girsin, ev uzun uzun havalansın. Perdeleri açın ve mümkün olduğunca gün ışığını içeri alın. Sonra odaları dolaşırken uzun zamandır kullanmadığınız, kırılmış veya size kötü hisler veren eşyaları gözden geçirin.
Çünkü bazen evin enerjisini ağırlaştıran şey görünmeyen bir varlık değil, yıllardır hayatımızda tuttuğumuz gereksiz yüklerdir.
Ardından isterseniz dua edebilir, Kur'an okuyabilir, tütsü yakabilir veya kendinize ait bir arınma ritüeli uygulayabilirsiniz.
Evin içinde yavaşça dolaşırken şöyle bir niyet edebilirsiniz:
“Allah'ım, evimizi her türlü kötülükten koru. Bu eve huzur, bereket, sağlık, sevgi ve güzel enerji nasip et. Bize ait olmayan tüm ağırlıkları üzerimizden ve evimizden uzaklaştır. Evimizi huzurun, şükrün ve güzel niyetlerin yuvası eyle.”
Sonra biraz sessiz kalın.
Acele etmeyin.
Çünkü bazen bir evin enerjisini değiştirmek için çok büyük şeyler yapmamız gerekmiyor. Bir pencere açmak, evi temizlemek, kötü anıları hatırlatan bir eşyayı kaldırmak, güzel bir dua etmek ve evin içinde yeniden huzuru hissetmeye niyet etmek bile yeterli olabilir.
Ben evin enerjisinin biraz da orada yaşayan insanların kalbinden beslendiğine inanıyorum. Sürekli kavganın, öfkenin ve kötü sözlerin olduğu bir ev elbette insana ağır gelir. Ama şükür, dua, sevgi ve güzel sözlerle dolu bir evin havası da bambaşka olur.
Belki de bu yüzden evimizi temizlerken yalnızca tozu almamalıyız.
Biriken kırgınlıkları da temizlemeliyiz.
Söylenmemiş güzel sözleri söylemeli, özür dilememiz gereken yerde dilemeli, affetmemiz gerekeni affetmeli ve artık bize hizmet etmeyen şeyleri bırakmayı öğrenmeliyiz.
Çünkü ev dediğimiz yer, yalnızca dışarıdan geldiğimizde kapısını kapattığımız bir mekân değildir.
Orası bizim en özel alanımızdır.
Dünyanın bütün gürültüsünden sonra döndüğümüz, ayakkabılarımızı çıkarıp rahat bir nefes aldığımız, sevdiklerimize sarıldığımız, soframızı kurduğumuz, dualarımızı ettiğimiz yerdir.
Bu yüzden evinizin enerjisini korumak aslında biraz da kendi ruhunuzu korumaktır.
Kapınızdan her şeyi içeri almayın.
Her sözü evinizde yankılandırmayın.
Her insanın ağırlığını omuzlarınıza yüklemeyin.
Gecenin sessizliğine saygı gösterin.
Eşyalarınızı bilinçle seçin.
Aynaların yerini düşünün.
Ve evinizde mümkün olduğunca güzel sözlere, duaya, şükre ve sevgiye yer açın.
Çünkü bazı evlere girildiğinde insanın içinin neden ferahladığını açıklamak kolay değildir.
Belki temizdir.
Belki güneş alıyordur.
Belki güzel kokuyordur.
Belki de yıllardır orada edilen dualar, paylaşılan sofralar ve yaşanan güzel anılar o evin duvarlarına sinmiştir.
Ben buna evin ruhu demeyi seviyorum.
Ve inanıyorum ki bir evin en güzel enerjisi, içinde yaşayan insanların kalbinden doğar.

0 Yorumlar