Canım kadınlar.. Geçen gün tesadüf eseri okuduğum bir yazı beni hem ağlattı hem de yıllardır cevapları çooook yanlış yerlerde aradığımı gösterdi..
Hani bazen tek bir cümle yıllardır adını koyamadığınız bir hissi, tek seferde önünüze koyar ya... Aynen öyle oldu.
Öyle "hayatını değiştir" tarzı klişe tavsiyelerden bahsetmiyorum. Bu bildiğin, insanın içine oturan cinsten.
Kahveler hazırsa başlayalım. Sabırsızlanıyorum paylaşmak için.
Bir ilişkiniz var.
Evlisiniz...
Sevgiliniz var...
Belki de henüz flört aşamasındasınız.
Ortada gözle görülür devasa kırmızı bayraklar yok. Ne aldatma var ne büyük kavgalar ne de "Bu ilişki kesin bitmeli." dedirten olaylar...
Ama yine de içinizde bir huzursuzluk var.
Bir şey eksik.
Bir şey yanlış.
Ama adını koyamıyorsunuz.
İşte tam bu noktada karşıma öyle bir cümle çıktı ki, beynim durdu.
Belki de bir ilişkinin sağlıklı olup olmadığını anlamanın yolu, karşındaki insanı değerlendirmek değildir.
Belki de bakman gereken tek kişi sensindir.
Çünkü mesele onun kim olduğu değil... Onun yanında senin kim olduğundur.
İşte bütün film burada değişiyor. Ya da başlıyor.
Yıllardır okuduğumuz bütün ilişki tavsiyeleri bize hep aynı şeyi söylüyor.
"Onu analiz et."
"Davranışlarını incele."
"Şunları yapıyorsa red flag."
"Bunları söylüyorsa uzaklaş."
Ama ilk defa biri dönüp bana şunu dedi:
"Boşver onu bir dakika... Sen onun yanındayken nasıl hissediyorsun?"
Ve fark ettim ki asıl cevap belki de hep bendeymiş.
Belki bir zamanlar kahkahası eksik olmayan biriydin.
Şimdi konuşmadan önce kelimelerini seçiyorsun.
Eskiden canın sıkıldığında ilk onu arıyordun.
Şimdi mesaj atmadan önce beş kere yazıp siliyorsun.
Eskiden fikrini çekinmeden söylüyordun.
Şimdi "Boşver... Yine tartışma çıkmasın." diyerek susmayı seçiyorsun.
Ve bütün bunlar öyle yavaş oluyor ki...
Ne zaman değiştiğini sen bile fark etmiyorsun.
En tehlikeli kısmı da bu zaten.
Çünkü ortada büyük bir kavga olmayınca kendine sürekli aynı cümleleri kuruyorsun.
"Belki de ben abartıyorum."
"Aslında o kötü biri değil."
"Şu sıralar biraz stresli."
"Herkesin ilişkisi böyle değil mi zaten?"
Sonra bir bakıyorsun...
Aylar geçmiş.
Belki yıllar.
Sen hâlâ onu anlamaya çalışıyorsun ama uzun zamandır kendine hiç bakmamışsın.
Tamam çok uzattım. Hemen mevzuya giriyorum. Reddit'te gezinirken Debbie Mirza'nın Worthy of Love kitabından alındığı söylenen bir listeye denk geldim.
Başlığı görünce klasik "red flag listesi" sandım. Hani hep adam şunları yapıyorsa uzak dur, bunları yapıyorsa arkana bakmadan kaç falan..
Ama okumaya başlayınca beynim duvardan duvara çarpmaya başladı. Canım liste, sen yıllardır nerelerdeydin?
Listedeki soruların hiçbiri...
"O nasıl biri?"
diye başlamıyordu.
Hepsi dönüp dolaşıp bana bakıyordu.
"Sen onun yanındayken kendini nasıl hissediyorsun?"
Ve dürüst olmak gerekirse...
Bazı soruları okurken boğazım düğümlendi. Bazılarında kendi saçmalıklarıma gülümsedim.
Çünkü cevaplarını aslında çok uzun zamandır biliyordum ama hiç böyle tersinden bakmamıştım olaya.
Ya da kendime yüksek sesle söylemeye cesaret edememiştim diyelim (canım kendim..)
Hazırsanız başlayalım.
1. Bu erkekle vakit geçirdikten sonra enerjim nasıl oluyor?
Siz de şaşırdınız değil mi? Böyle bir soru beklemiyordunuz. Enerjimizin bazı insanların yanında nasıl değiştiğini hissetmeyi unuttuk...
Bakın bazı erkekler vardır...
İki saat vakit geçirirsiniz.
Eve dönerken sanki kısa bir tatile çıkmış gibi hafiflemiş hissedersiniz.
Bazılarıyla ise sadece bir kahve içmişsinizdir ama eve geldiğinizde tek yapmak istediğiniz şey sessizce uzanıp kimseyle konuşmamaktır.
Çünkü fark etmeden bütün enerjinizi o hırsıza çaldırmışsınızdır.
Sürekli tetikte olmak...
Yanlış bir şey söylememeye çalışmak...
Onun ruh halini yönetmeye çalışmak...
Bunların hepsi insanı inanılmaz yoruyor.
Ve çoğu zaman bunun farkına bile varmıyoruz.
Lütfen bir dahaki sefere onun yanındayken buna dikkat edin.
Bedeniniz size ne söylüyor?
Hafif misiniz... yoksa omuzlarınıza görünmez bir ağırlık mı çökmüş?
2. Bu bir kurtarma operasyonu mu?
Ah...
Kadınların en büyük zaaflarından biri.
Hatta kendi adıma konuşayım...
Anaçlığımızın içine tüküreyim.
"Ben onu değiştiririm."
"Çocukluğu zor geçmiş."
"Aslında çok iyi biri."
"Seviyor ama göstermeyi bilmiyor."
Bir yerden sonra fark ettim ki ben partner olmaktan çıkmışım.
Annesi olmuşum.
Sürekli motive eden...
Sürekli anlayış gösteren...
Sürekli düzelten...
Sürekli toparlayan...
Partnerlik başka bir şey.
Bir ilişki terapi seansına döndüyse orada bir şeyler ters gidiyor demektir.
Kendine şunu sor.
Ben burada sevildiğim için mi duruyorum?
Yoksa onu iyileştireceğime inandığım için mi?
Ve daha önemlisi...
Sürekli ben mi veriyorum?
Yoksa gerçekten karşılıklı emek verilen bir ilişki mi bu?
Sorun bunları kendinize, çekinmeyin.
3. Hayatında sürekli drama mı var?
Fark ettiniz mi?
Bazı erkekler nereye giderse drama da peşlerinden gidiyor.
Eski sevgilisi problemli.
Ailesi problemli.
Patronu problemli.
Arkadaşları problemli.
Komşusu problemli.
Hayat ona haksızlık yapıyor.
Elbette herkes zor dönemlerden geçebilir.
Ama yıllar geçiyor...
Şehirler değişiyor...
İnsanlar değişiyor...
Ortam değişiyor...
Değişmeyen tek kişi oysa...
Belki de problem gerçekten çevresi değildir.
Belki de siz küçük çaplı bir drama king ile birliktesiniz.
Tebrikler.
4. Kendimi gerçekten saygı görüyor gibi hissediyor muyum?
Sevgiyle saygıyı çok karıştırıyoruz.
Bir erkek seni sevdiğini söyleyebilir.
Çiçekler alabilir.
Hediyelere boğabilir.
Ama...
Seni küçümsüyorsa...
Sözünü kesiyorsa...
Fikirlerini değersiz hissettiriyorsa...
Başkalarının yanında seni aşağılıyorsa...
Canım kız kardeşim...
Bu sevgi değildir.
Çünkü sevgi saygının olmadığı yerde uzun süre yaşayamaz.
Ve siz saygı görmediğiniz bir ilişkinin içinde çiçek açamazsınız. Nokta.
5. Söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutuyor mu?
Sanırım listenin en güçlü sorusu bu.
Çünkü söz vermek kolay.
"Değişeceğim."
"Bir daha olmayacak."
"Sana zaman ayıracağım."
"Seni hep destekleyeceğim."
Peki...
Gerçekten yaptı mı?
Ya da bunun için en ufak bir çabası oldu mu?
Bir arkadaşım yıllar önce bana şöyle demişti.
Erkekleri sadece dinleme. İzle.
O zaman çok sert gelmişti. Kulağıma hitap eden bir erkek başımın tacıdır halbuki..
Şimdi ne kadar doğru olduğunu görüyorum.
Atalarımız doğru söylemiş. Actions speak louder than words.
6. Bedenim onun yanındayken bana ne söylüyor?
Bu soru beni en çok düşündürenlerden biri oldu.
Çünkü insan aklıyla kendini kandırabiliyor.
Ama beden...
Beden kolay kolay yalan söylemiyor.
Onun yanındayken omuzların kasılıyor mu?
Ellerin geriliyor mu?
Miden düğümleniyor mu?
Rahat nefes alabiliyor musun?
Yoksa her cümleyi kafanda prova mı ediyorsun?
Gerçekten güvende hissettiğin insanların yanında nefes alışın bile değişir.
Şimdi kendine şunu sor ya da bir dahaki sefere onun yanındayken gözlemle kendini..
O adamın yanında bedenin sana ne anlatıyor?
7. Yakınlık yaşarken nasıl hissediyorum?
Sadece cinsellikten bahsetmiyorum.
Duygusal yakınlıktan da bahsediyorum.
Kendimize şu soruları soruyoruz.
Sevişirken gerçekten istenmiş hissediyor muyum?
Sonunun sevişmeye bağlanmasına gerek olmadan yakınlık gösteriyor mu ?
İhtiyaçlarım önemseniyor mu?
Yoksa bütün ilişki onun istekleri etrafında mı dönüyor?
Yakınlık güven hissettirmeli.
İnsan kendini rahat bırakabilmeli.
Kadın da bundan zevk almalı.
Eğer adam sadece kendi zevkine odaklanıyor, senin ne hissettiğin umurunda bile olmuyorsa...
Bunu da görmezden gelmeyelim artık yaaaa...
8. Sürekli onun davranışlarına bahane mi buluyorum?
İşte en tehlikeli alışkanlıklardan biri.
"Çok stresli."
"İşi yoğun."
"Babası da böyleymiş."
"Aslında kalbi çok temiz."
"Herkese böyle davranıyor."
Bir iki kez olabilir.
Hepimizin kötü dönemleri olur.
Ama yıllardır aynı bahaneleri üretmeye başladıysan...
Hoppp...
Yetişkin insanlar kendi davranışlarından sorumludur.
Eğer sürekli onun yerine mazeret üreten kişi sensen...
Belki de artık bahane üretmeyi bırakıp gerçeği kabul etme zamanı gelmiştir. Ne dersin?
9. Gerçek biri mi, yoksa rol mü yapıyor?
Ahaha bu madde beni hem güldürdü hem de düşündürdü. Sanırım hepimizin hayatında 1-2 kez karşısına Oscar adayı olabilecek performansa sahip erkekler çıkmıştır.
Bakın bunlar ilk tanıştığınızda kusursuz görünürler.
Tam da duymak istediğin şeyleri söylerler.
Hayallerinle birebir örtüşür.
Her konuda seninle aynı fikirdedir.
Sonra zaman geçer.
Ve bir şeyler garip gelmeye başlar.
Sanki hep ezberlenmiş cümleler kuruyordur. Çünkü adam bakmıştır bu senaryo bir kaç kadında işe yarıyor, sürekli aynı roldedir.
Sanki gerçekten onu değil de...
Beğenilmek için hazırlanmış bir karakteri izliyormuşsun gibi hissedersin.
İçgüdülerimizi küçümsememek gerekiyor.
Çünkü bazen aklımız bahaneler üretirken...
İçimiz gerçeği çoktan anlamıştır. Öyle değil mi? And the Oscar goes tooo.....
10. Dürüst olabiliyor muyum?
Belki de bütün listenin özeti bu.
Burası zurnanın zırt dediği yer.
Ona gerçekten ne düşündüğünü söyleyebiliyor musun?
Hayır diyebiliyor musun?
Canının sıkkın olduğunu anlatabiliyor musun?
Yoksa sürekli...
"Acaba sinirlenir mi?"
"Yanlış anlar mı?"
"Kavga çıkar mı?"
diye düşünüyor musun?
Canım kız kardeşim...
İnsan sevdiği kişiden korkmamalı.
Fikrini söylemek cesaret işi olmamalı.
Bir ilişkide sürekli yumurta kabuklarının üzerinde yürüyormuş gibi hissediyorsan...
Lütfen bu hissi küçümseme.
Çünkü bazen en büyük red flag, tam olarak bu histir.
Hadi kahveler soğumadan mevzuyu toparlayalım da biraz düşünme molası verelim zira benim de buna ihtiyacım var. Dan dan kafama çarpılan gerçekleri biraz sindirmem gerekiyor...
Belki de Yıllardır Hep Yanlış Soruyu Soruyoruz
"O beni seviyor mu?"
Artık asıl soru şu olmalı.
"Ben onun yanındayken kendimi seviyor muyum?"
Daha huzurlu biri mi oluyorum?
Daha çok gülebiliyor muyum?
Kendimi daha değerli hissediyor muyum?
Yoksa sürekli kendimden şüphe eden...
Sessizleşen...
Sürekli açıklama yapmak zorunda hisseden...
Eski neşesini kaybetmiş bir kadına mı dönüşüyorum?
Çünkü doğru insan sadece "Seni seviyorum." diyen kişi değildir canım kadın.
Doğru insan, yanında sesini kısmadığın kişidir.
Kendin olmaktan korkmadığın kişidir.
Eve döndüğünde ya da yalnız kaldığında derin bir nefes almak zorunda kalmadığın kişidir.
Ve belki de bütün yazının özeti tek bir soru.
Bu adamın yanında hafif mi hissediyorum... yoksa her geçen gün biraz daha ağır mı?
Cevap büyük ihtimalle zaten içinizde.
Sadece ilk kez gerçekten dinlemeye cesaret etmemiz gerekiyor.
Öperim. 🤍





0 Comments