İçsel Engellerden Kurtulmak: Korku, Suçluluk ve Kendini Eleştirmek

İçsel Engellerden Kurtulmak: Korku, Suçluluk ve Kendini Eleştirmek

İçimizdeki Engeller: Kendimizi Eleştirmeyi, Suçlamayı ve Geçmişte Yaşamayı Nasıl Bırakırız?

Bazen hayatımızda değişmesini istediğimiz şeyleri çok iyi biliriz.

Daha huzurlu olmak isteriz.
Kendimize daha çok güvenmek isteriz.
Daha sağlıklı ilişkiler kurmak, geçmişi geride bırakmak, kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek isteriz.

Ama bütün bunları istememize rağmen bir türlü ilerleyemediğimiz zamanlar vardır.

Sanki görünmeyen bir el bizi olduğumuz yerde tutuyordur.

Ne olduğunu tam olarak tarif edemeyiz. Çünkü çoğu zaman önümüzde duran engel dışarıda değildir.

Engel, zihnimizin içinde taşıdığımız eski bir düşüncedir.

Çocukken duyduğumuz bir cümle…

Yıllarca kendimize söylediğimiz bir eleştiri…

Affedemediğimiz bir insan…

İfade edemediğimiz bir öfke…

Ya da kendimizi sürekli suçlamamıza neden olan eski bir hikâye.

Büyüdükçe bazı düşüncelerin bize ait olduğunu sanırız. Oysa onların önemli bir bölümünü çok daha önce öğrenmiş olabiliriz.

Ve yetişkin olduğumuzda, çocukken öğrendiğimiz bu dili kendi kendimize konuşmaya devam ederiz.

Kendimize Söylediklerimiz Sandığımızdan Daha Önemli

Bir düşünün.

Bir arkadaşınız size sürekli şöyle konuşsa:

“Sen yeterince iyi değilsin.”

“Bunu da beceremedin.”

“Zaten hiçbir şeyi doğru yapamıyorsun.”

“Senin yüzünden böyle oldu.”

Muhtemelen o kişiyle aranıza mesafe koyardınız.

Ama aynı cümleleri kendimize söylediğimizde neden normal kabul ediyoruz?

Kendimizi eleştirmek o kadar sıradan hale gelebiliyor ki, artık bunun bir sorun olduğunu bile fark etmiyoruz.

Aynaya bakıp bedenimizi beğenmiyoruz.

Bir hata yaptığımızda kendimize acımasız davranıyoruz.

Bir başkası başarılı olduğunda kendi hayatımızı küçümsüyoruz.

Geçmişte yaptığımız bir yanlışı yıllar sonra bile zihnimizde tekrar tekrar oynatıyoruz.

Sonra da neden kendimizi özgür hissetmediğimizi merak ediyoruz.

Kendimizle kurduğumuz ilişki, hayatımızdaki en uzun ilişkidir.

Ve belki de en çok ihmal ettiğimiz ilişki de budur.

İçimizdeki Dört Büyük Engel

Hayatımızı sabote eden düşünce kalıpları kişiden kişiye değişebilir. Ancak bazı duygular tekrar tekrar karşımıza çıkar:

Korku.
Suçluluk.
Eleştiri.
Kırgınlık.

Bu dört duygu, geçmişten taşıdığımız yüklerin farklı şekillerde ortaya çıkmasına neden olabilir.

Korku bizi harekete geçmekten alıkoyar.

Suçluluk geçmişte yaptığımız bir şeyin bugünümüzü yönetmesine izin verir.

Eleştiri kendimizi sürekli eksik görmemize neden olur.

Kırgınlık ise geçmişte yaşanan bir olayın duygusal ağırlığını bugüne taşır.

Üstelik bunlar çoğu zaman birbirinden bağımsız değildir.

Kendimizi sürekli eleştiririz.

Sonra bu eleştirilerden dolayı suçluluk hissederiz.

Korktuğumuz için bir şeyleri yapmayız.

Yapmadığımız için kendimizi yeniden eleştiririz.

Ve sonunda bütün bu duygular iç içe geçmiş bir döngüye dönüşür.

Geçmiş Bizi Açıklayabilir Ama Yönetmek Zorunda Değildir

Çocukluğumuzun üzerimizde büyük bir etkisi olduğu inkâr edilemez.

Ailemizin konuşma biçimi, bize yaklaşımı, gördüğümüz ilişkiler, çevremiz ve yaşadığımız deneyimler dünyayı nasıl algıladığımızı etkileyebilir.

Bir çocuk sürekli eleştiriliyorsa, zamanla kendisini eleştirmeyi öğrenebilir.

Duygularını göstermesine izin verilmeyen bir çocuk, yetişkin olduğunda öfkesini ifade etmekte zorlanabilir.

Her davranışının suçluluk duygusuyla kontrol edildiği bir ortamda büyüyen biri, yetişkinliğinde gereğinden fazla özür dileyebilir ve kendi ihtiyaçlarını ifade etmekten çekinebilir.

Fakat burada çok önemli bir ayrım var:

Geçmişimizi anlamak, geçmişimizi suçlamakla aynı şey değildir.

“Böyle olmamın sebebi ailem” demek bizi geçmişe bağlayabilir.

“Bana öğretilen bazı davranışları bugün hâlâ tekrar ettiğimi fark ediyorum” demek ise bize hareket alanı açar.

Çünkü ikinci cümlede değişim ihtimali vardır.

Bir Zamanlar Öğrendiğimiz Şeyleri Bugün Tekrar Ediyor Olabiliriz

Çocukken bize söylenen bazı cümleler yıllar sonra kendi sesimizmiş gibi konuşmaya başlayabilir.

“Yeterince güzel değilim.”

“Başarılı olamam.”

“İnsanlara güvenilmez.”

“Kimse beni gerçekten sevmez.”

“Her şeyi kendim yapmak zorundayım.”

“Birini kırarsam kötü bir insan olurum.”

“Hayır dersem beni sevmezler.”

Bunların hepsi gerçek olmak zorunda değil.

Ama tekrarlandıkça gerçekmiş gibi hissedilebilirler.

İşte burada kendimize yeni sorular sormaya başlayabiliriz:

Bu düşünce gerçekten bana mı ait?

Buna ne zamandan beri inanıyorum?

Bu düşünce hayatımı kolaylaştırıyor mu, yoksa beni küçültüyor mu?

Bugün yeniden seçim yapma şansım olsaydı yine buna inanır mıydım?

Bazen özgürleşmek, hayatımıza yeni bir şey eklemekten önce eski bir inancı çıkarmakla başlar.

Kendimizi Sevmek Bazen Dirençle Karşılaşmamıza Neden Olur

“Kendimi seviyorum.”

Söylemesi kolay gibi geliyor.

Ama aynanın karşısına geçip bunu gerçekten kendimize söylediğimizde zihnimizden bambaşka cümleler geçebilir.

“Gerçekten mi?”

“Buna inanmıyorum.”

“Şu halimle kendimi nasıl seveyim?”

“Önce değişmem gerekiyor.”

İşte tam burada direnç ortaya çıkar.

Ve bu direnç kötü bir şey değildir.

Aksine, üzerinde çalışılması gereken bir düşüncenin kapısını gösterebilir.

Çünkü kendimize sevgi göstermeye başladığımızda yıllardır bastırdığımız bazı duygular görünür hale gelebilir.

Üzüntü.

Öfke.

Kırgınlık.

Utanç.

Hayal kırıklığı.

Bunları hissetmek geriye gittiğimiz anlamına gelmez.

Bazen iyileşmenin ilk aşaması, uzun zamandır görmezden geldiğimiz duyguyu nihayet fark etmektir.

Kırgınlık Her Zaman Sessizdir Ama Hafızası Güçlüdür

Kırgınlık ilginç bir duygudur.

Çoğu zaman öfke kadar görünür değildir.

Bağırmayız.

Kavga etmeyiz.

Ama içimizde bir şey sürekli geçmişe dönüp aynı olayı hatırlar.

“Bana bunu nasıl yaptı?”

“Keşke şöyle söyleseydim.”

“Bunu hak etmemiştim.”

“Beni hiç anlamadı.”

Geçmişte yaşanan bir olay değiştirilemez.

Ama o olayın bugün zihnimizde ne kadar yer kaplayacağı konusunda zamanla daha fazla söz sahibi olabiliriz.

Affetmek de burada yanlış anlaşılmamalı.

Affetmek yapılan şeyi doğru bulmak değildir.

Unutmak değildir.

Yaşananları inkâr etmek değildir.

Bazen affetmek yalnızca şunu söyleyebilmektir:

“Bunun hayatımın geri kalanını yönetmesine artık izin vermiyorum.”

Kendimizi Sürekli Suçlamak Bizi Daha İyi Bir İnsan Yapmaz

Suçluluk duygusunun faydalı olduğu zamanlar vardır.

Bir hata yaptığımızda bunu fark etmek, sorumluluk almak ve davranışımızı değiştirmek önemlidir.

Fakat sağlıklı sorumluluk ile sürekli kendini cezalandırmak aynı şey değildir.

Bir hata yaptınız.

Özür dilediniz.

Elinizden geleni yaptınız.

Dersinizi aldınız.

Peki neden hâlâ yıllar sonra kendinizi aynı olay nedeniyle cezalandırıyorsunuz?

Geçmişteki haliniz bugünkü bilginize sahip değildi.

Bugün bildiklerinizi dün bilmiyordunuz.

Bugünkü deneyiminiz, geçmişteki kararlarınızı değerlendirme biçiminizi değiştirebilir.

Bu yüzden bazen kendimize söylememiz gereken en önemli cümlelerden biri şudur:

“O zaman bildiklerimle elimden geleni yaptım.”

İçimizdeki Çocuğu Yeniden Duymak

Küçük çocuklara baktığınızda ilginç bir şey görürsünüz.

Çocuklar duygularını saklamak konusunda yetişkinler kadar başarılı değildir.

Mutluysa güler.

Üzgünse ağlar.

Kızdıysa bunu belli eder.

Bir şeyi merak ediyorsa sorar.

Sevdiği bir şeyi tekrar tekrar yapmak ister.

Kendini başkalarıyla kıyaslayarak güne başlamaz.

Büyüdükçe dünyayı öğrenirken bir yandan da kendimizi sansürlemeyi öğreniyoruz.

“Böyle davranma.”

“Ağlama.”

“Çok konuşma.”

“Bunu istemen ayıp.”

“Böyle hissetmemelisin.”

“İnsanlar ne düşünür?”

Ve zamanla kendi iç sesimizin üzerini başkalarının sesleriyle dolduruyoruz.

Belki yetişkinlikte yapmamız gereken şey, çocukluğa geri dönmek değil.

O zamanki doğal benliğimizle yeniden bağlantı kurmak.

Bugün Yeni Bir Başlangıç Olabilir

Geçmişte size ne söylendiği önemli.

Yaşadığınız deneyimler önemli.

Size yapılanlar önemli.

Ama bunların hepsi bugününüzün tek sahibi olmak zorunda değil.

Bugün yeni bir düşünce seçebilirsiniz.

Kendiniz hakkında daha adil bir cümle kurabilirsiniz.

Bir sınır koyabilirsiniz.

Yardım isteyebilirsiniz.

Yıllardır bastırdığınız bir duyguyu kabul edebilirsiniz.

Artık size hizmet etmeyen bir inancı sorgulayabilirsiniz.

Ve belki de en önemlisi, kendinizle konuşma şeklinizi değiştirebilirsiniz.

Çünkü değişim her zaman büyük kararlarla başlamaz.

Bazen yalnızca bir cümleyle başlar:

“Ben artık kendime düşman olmak istemiyorum.”

Aynaya Baktığınızda Kimi Görüyorsunuz?

Bugün aynanın karşısına geçin.

Kendinizi değiştirmeye çalışmadan yalnızca bakın.

Kusurlarınızı aramadan.

Eksiklerinizi saymadan.

Başkalarıyla kıyaslamadan.

Sadece kendinize bakın.

Sonra içinizden gelen ilk cümleyi fark edin.

Belki eleştiri gelecek.

Belki korku.

Belki suçluluk.

Belki kırgınlık.

Onu susturmaya çalışmayın.

Sadece fark edin.

Çünkü yıllardır otomatik olarak söylediğiniz bir cümleyi ilk kez fark etmek bile değişimin başlangıcı olabilir.

Ardından kendinize daha farklı bir şey söyleyin:

“Kendimi olduğum halimle kabul etmeyi öğreniyorum.”

Belki ilk gün inanmayacaksınız.

Sorun değil.

Her yeni düşünce ilk başta biraz yabancı gelir.

Gerçek Özgürlük Kendimizi Yeniden Yazabilmektir

Hayatımızdaki bütün sorunları yalnızca düşüncelerimizi değiştirerek çözebileceğimizi söylemek gerçekçi değildir.

Hayatın kontrolümüz dışında gelişen tarafları vardır.

Ancak düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve kendimize verdiğimiz anlamı değiştirebilme gücümüz küçümsenmemeli.

Geçmişimizi değiştiremeyiz.

Ama geçmişin bugünümüz üzerindeki etkisini yeniden değerlendirebiliriz.

Bize öğretilen her şeyi değiştiremeyiz.

Ama hangilerini taşımaya devam edeceğimize karar verebiliriz.

Başkalarının bize nasıl davrandığını kontrol edemeyiz.

Ama bundan sonra kendimize nasıl davranacağımız konusunda söz sahibi olabiliriz.

Belki gerçek özgürlük tam olarak budur.

Kendimizi geçmişin bize anlattığı kişi olarak görmekten vazgeçip, kim olduğumuzu yeniden keşfetmek.

Ve yolun sonunda belki de aradığımız o büyük güç, dışarıda bir yerde bizi beklemiyordur.

Belki yıllardır kendi içimizde, yalnızca onu dinlememizi bekliyordur.

Bu yazıda Louise  L. Hay kitabından esinlenilmiştir.

Yorum Gönder

0 Yorumlar