Düşünce Gücünün 10 Gizli Yasası: Zihniniz Hayatınızı Nasıl Şekillendiriyor?
Düşünce gücü kavramını mutlaka duymuşsunuzdur.
Bir dönem “çekim yasası” ile birlikte hayatımıza girdi. Ardından The Secret (Sır) kitabı ile milyonlarca insanın ilgisini çekti. “Düşüncelerimiz hayatımızı gerçekten değiştirebilir mi?” sorusu uzun süre kişisel gelişim dünyasının en çok konuşulan konularından biri oldu.
Belki de bütün bunların bu kadar ilgi çekmesinin bir nedeni var.
Çünkü düşünmekten kaçabileceğimiz bir hayatımız yok.
Gün boyunca zihnimiz durmadan konuşuyor. Geçmişi hatırlıyor, geleceği hayal ediyor, ihtimalleri değerlendiriyor, korkuyor, planlıyor, umut ediyor ve bazen de henüz yaşanmamış olayları defalarca zihnimizde yaşıyoruz.
Dolayısıyla düşüncelerimizin davranışlarımızı, kararlarımızı ve hayata bakışımızı etkilemesi aslında hiç de şaşırtıcı değil.
Ancak burada önemli bir ayrım var.
Düşünce gücünü, “Aklımdan geçirdiğim her şey mutlaka gerçekleşir” şeklinde sihirli bir formül olarak görmek yerine; düşüncelerin dikkatimiz, duygularımız, davranışlarımız ve seçimlerimiz üzerindeki etkisini anlamaya çalışmak çok daha gerçekçi bir yaklaşım.
Peki, düşünce gücü üzerine konuşurken genellikle gözden kaçan 10 temel ilke neler?
1. Hayallerinizi Herkesle Paylaşmayın
Bir hayal kurduğunuzda onu hemen herkesle paylaşmak zorunda değilsiniz.
Bazen henüz filizlenmekte olan bir düşünce, dışarıdan gelen yorumlarla daha başlamadan yorulabilir.
“Bunu yapamazsın.”
“Çok zor.”
“Bundan para kazanılmaz.”
“Ben olsam yapmazdım.”
İnsanların niyeti kötü olmasa bile bu cümleler zihnimizde gereksiz şüpheler yaratabilir.
Üstelik psikoloji alanındaki bazı araştırmalar, kişinin bir hedefini erken aşamada dile getirmesinin hedefe yönelik motivasyonunu bazı durumlarda etkileyebileceğini düşündürüyor. Bu nedenle her hayalin herkesin fikrine açılması gerekmeyebilir.
Bazı hayaller sessizliği sever.
Önce büyümeleri gerekir.
Sonra dünyaya anlatılırlar.
2. Düşünceyi Serbest Bırakın
Elinizde küçük bir top olduğunu düşünün.
Onu belirli bir hedefe fırlatmanız gerekiyor.
Topu ne kadar sıkı tutarsanız tutun, elinizden bırakmadığınız sürece hedefe ulaşamaz.
Düşünceler de bazen buna benzer.
Bir şeyi sürekli düşünmek, sürekli kontrol etmek ve “Ne zaman olacak?” diye kendimize sormak zihinsel olarak bizi tüketebilir.
Bir hedef belirlemek başka şeydir.
O hedefe saplanıp kalmak başka.
İstediğinizi netleştirin.
Sonra düşüncenizi davranışa dönüştürün.
Gereken adımı atın.
Ve her şeyi aynı anda kontrol etmeye çalışmayı bırakın.
Çünkü bazen ilerlemek için yalnızca düşünmek değil, düşünceyi bırakıp harekete geçmek gerekir.
3. İstediğinizi Olmuş Gibi Hayal Etmekten Önce Hissettiğiniz Duyguyu Anlayın
Bir hedef belirlediğimizde çoğu zaman yalnızca sonucu düşünürüz.
“Para kazanacağım.”
“Yeni bir eve taşınacağım.”
“Hayalimdeki işi yapacağım.”
“Daha özgüvenli olacağım.”
Ama zihnimizdeki görüntünün yanında bir de duygu vardır.
O hayat gerçekleştiğinde nasıl hissedeceğim?
Özgür mü?
Güvende mi?
Huzurlu mu?
Başarılı mı?
Sevilmiş mi?
Duygular, hedeflerimize verdiğimiz anlamı güçlendirebilir. Bu nedenle yalnızca ne istediğimizi değil, neden istediğimizi de anlamak önemlidir.
Çünkü bazen istediğimizi sandığımız şey aslında başka bir ihtiyacımızın sembolüdür.
Belki para istemiyoruz.
Güven istiyoruz.
Belki başarı istemiyoruz.
Takdir edilmek istiyoruz.
Belki yeni bir hayat istemiyoruz.
Özgür hissetmek istiyoruz.
Kendimizi tanımaya başladığımızda düşüncelerimizin arkasındaki gerçek ihtiyacı da görmeye başlarız.
4. Hayatınızdaki İşaretleri Fark Edin
Bazen zihnimizde bir soru belirir ve ardından o soruyla ilgili bir şey görmeye başlarız.
Bir kitapta karşılaştığımız bir cümle…
Tesadüfen duyduğumuz bir konuşma…
Uzun zamandır görmediğimiz birinin araması…
Karşımıza çıkan yeni bir fırsat…
Bunu “evren bana cevap gönderiyor” şeklinde yorumlayanlar olduğu gibi, bunu beynimizin dikkat mekanizmasıyla açıklayanlar da vardır.
Aslında her iki bakış açısının ortak bir noktası bulunuyor:
Dikkatimizi verdiğimiz şeyleri daha fazla fark etmeye başlarız.
Bir araba almaya karar verdiğinizde aynı modelin birdenbire her yerde olduğunu düşünmeniz gibi.
Arabalar bir gecede çoğalmadı.
Siz onları fark etmeye başladınız.
Bu nedenle zihninizde hangi soruları taşıdığınıza dikkat edin.
Çünkü zihniniz neye odaklanıyorsa, çevrenizdeki dünyada onunla ilgili ayrıntıları fark etme ihtimaliniz de artar.
5. Sıradışı Düşünmeye Cesaret Edin
Bize çoğu zaman tek bir doğru olduğu öğretiliyor.
Tek bir yöntem.
Tek bir kariyer yolu.
Tek bir başarı tanımı.
Tek bir “normal” hayat.
Oysa büyük değişimler çoğu zaman herkesin baktığı yere farklı bir açıdan bakabilen insanların zihninde başlıyor.
Sıradışı düşünmek, her şeye karşı çıkmak değildir.
Bir problemi farklı bir açıdan ele almaktır.
“Bunu başka nasıl yapabilirim?” diye sormaktır.
“Ya herkes yanılıyorsa?” diyebilmektir.
“Başka bir ihtimal var mı?” diye düşünmektir.
Bazen çözüm, problemi daha uzun süre düşünmekte değil; probleme bambaşka bir yerden bakmaktadır.
6. Zihninize Özgürlük Verin
Zihnimizin sınırlarını çoğu zaman hayat değil, biz belirleriz.
“Ben bunu yapamam.”
“Benim için artık çok geç.”
“Bizim ailede kimse böyle şeyler yapmaz.”
“Ben böyle bir insan değilim.”
“Bunun için yeterince iyi değilim.”
Bu cümlelerin bazıları o kadar uzun zamandır zihnimizde dolaşır ki artık onları gerçek sanmaya başlarız.
Oysa bir düşüncenin uzun süredir bizimle olması, onun doğru olduğu anlamına gelmez.
Kendinize zaman zaman şu soruyu sorun:
“Bunu gerçekten ben mi düşünüyorum, yoksa bana böyle düşünmem öğretildiği için mi inanıyorum?”
İşte zihinsel özgürlük biraz da burada başlıyor.
7. Bilinçaltınızın Etkisini Küçümsemeyin
Bilinçaltı kavramı kişisel gelişim dünyasında çoğu zaman mistik bir güç gibi anlatılıyor.
Oysa zihnimizin bilinçli farkındalığımızın dışında çalışan pek çok süreci var.
Alışkanlıklarımız, geçmiş deneyimlerimiz, otomatik düşüncelerimiz ve öğrenilmiş davranışlarımız günlük kararlarımızı etkileyebilir.
Bu yüzden kendimizi değiştirmek istediğimizde yalnızca “pozitif düşünmeye” çalışmak her zaman yeterli olmayabilir.
Önce otomatik olarak ne düşündüğümüzü fark etmemiz gerekir.
Örneğin:
“Ben zaten şanssızım.”
“Para kazanmak çok zor.”
“İnsanlara güvenilmez.”
“Ben başarılı olamam.”
Bu düşünceler nereden geliyor?
Gerçekten bize mi ait?
Yoksa yıllar içinde öğrendiğimiz bir hikâyenin devamı mı?
Kendimizi tanımak, zihnimizin otomatik olarak yazdığı bu hikâyeleri fark etmekle başlar.
8. Düşüncelerinizi Somutlaştırın
Bir fikri yalnızca zihninizde taşımayın.
Yazın.
Çizin.
Planlayın.
Listeleyin.
Bir deftere not alın.
Bir vizyon panosu oluşturun.
Bir takvim hazırlayın.
Sonra o düşüncenin gerçek hayatta karşılığını oluşturacak küçük bir adım atın.
Çünkü bir düşünce ancak davranışla buluştuğunda hayatımızda somut bir değişiklik yaratmaya başlayabilir.
“Bir gün kendi işimi kuracağım” demek bir düşüncedir.
“Bu hafta iş fikrimi yazacağım, araştıracağım ve ilk ürünümü hazırlayacağım” demek ise düşüncenin eyleme dönüşmüş halidir.
Hayallerin ayakları yere bastığında planlara dönüşür.
Planlar uygulandığında ise gerçek bir değişim başlar.
9. Her Şeyin Bir Zamanı ve Akışı Olduğunu Kabul Edin
“Düşünce gücünü denedim ama hiçbir şey olmadı.”
Bu cümleyi çok duyuyoruz.
Fakat hayat bir dilek makinesi değildir.
Bir şeyi istemek, onun hemen gerçekleşeceği anlamına gelmez.
Bazen doğru düşünce vardır ama yanlış zamanlama.
Bazen hedef doğrudur ama yöntem yanlıştır.
Bazen de istediğimiz şey için henüz hazır değiliz.
Bu nedenle düşünce gücünü bir “hemen gerçekleşsin” formülü olarak görmek yerine, zihinsel yönümüzü belirleyen bir araç olarak değerlendirmek daha anlamlı olabilir.
Ne istediğimizi bilirsek fırsatları daha kolay fark edebiliriz.
Harekete geçersek ihtimallerimizi artırabiliriz.
Sabırlı olursak sürecin bize öğrettiklerini görebiliriz.
Hayatın akışını tamamen kontrol edemeyiz.
Ama o akışın içinde nasıl hareket edeceğimize karar verebiliriz.
10. Gerçek Gücün İçinizde Olduğunu Hatırlayın
Belki de bütün bu maddelerin sonunda dönüp dolaşıp geldiğimiz yer burası.
Kendini tanımak.
Neyi istediğini bilmek.
Neden istediğini anlamak.
Korkularını fark etmek.
Sınırlarını görmek.
Güçlü yanlarını keşfetmek.
Ve gerektiğinde yıllardır inandığın bazı düşünceleri yeniden değerlendirmek.
Çünkü insan kendisini tanımadan hayatını değiştirmeye çalıştığında, çoğu zaman yalnızca dış koşulları değiştirmeye uğraşır.
Yeni bir iş…
Yeni bir ev…
Yeni bir ilişki…
Yeni bir şehir…
Ama aynı düşünce kalıpları bizimle birlikte gelir.
Gerçek değişim ise çoğu zaman içeride başlar.
Düşünce Gücü Bir Sihir Değil, Bir Farkındalık Yolculuğudur
Düşünce gücü hakkında konuşurken en kolay şey, hayatın bütün sorumluluğunu zihne yüklemektir.
“Yeterince pozitif düşünmedin.”
“Yanlış enerji gönderdin.”
“Yeterince inanmadın.”
Oysa hayat bundan çok daha karmaşıktır.
Her şey bizim kontrolümüzde değildir.
Bazen çok çalışırız ve yine de istediğimiz sonucu alamayız.
Bazen hiç beklemediğimiz bir fırsat karşımıza çıkar.
Bazen planlarımız bozulur.
Bazen hayat bizi hiç düşünmediğimiz bir yola sokar.
Bu yüzden düşünce gücünü bir sihirli değnek olarak değil, kendimizi ve davranışlarımızı daha iyi anlamamıza yardımcı olan bir araç olarak görmek çok daha güçlü bir yaklaşım olabilir.
Çünkü düşüncelerimiz davranışlarımızı etkiler.
Davranışlarımız seçimlerimizi etkiler.
Seçimlerimiz de hayatımızın yönünü değiştirebilir.
Belki de gerçek “düşünce gücü” tam olarak burada saklıdır.
Zihnimizden geçen her düşünce gerçekleşmek zorunda değil.
Ama hangi düşüncelere inanacağımızı, hangilerini sorgulayacağımızı ve hangilerini eyleme dönüştüreceğimizi öğrenebiliriz.
Ve bazen hayatı değiştiren şey, yeni bir düşünce bulmak değil…
Yıllardır inandığımız eski bir düşünceyi bırakmaktır.
0 Yorumlar