Pozitif Gücün Büyüsü: Kendini Eleştirmeyi ve Suçluluk Duygusunu Bırakmak
Kendimize söylediğimiz sözlerin, başkalarının bize söylediklerinden daha ağır olabildiği zamanlar vardır.
Bir başkası bizi eleştirdiğinde üzülürüz. Fakat aynı şeyi kendi kendimize yaptığımızda bunu çoğu zaman “gerçekçi olmak” sanırız.
“Daha iyi olmalıyım.”
“Bunu da beceremedim.”
“Neden böyle davrandım?”
“Yeterince iyi değilim.”
“Bunu yapmaya hakkım yok.”
Ve bu cümleler gün içinde defalarca zihnimizden geçerken, fark etmeden kendimizle kurduğumuz ilişkinin temelini oluştururlar.
Oysa sürekli kendini eleştirmek insanı daha iyi bir versiyonuna dönüştürmek zorunda değildir. Bazen yalnızca yorgun, kaygılı ve kendinden memnun olmayan birine dönüştürür.
Belki de artık başka bir yöntem denemenin zamanı gelmiştir:
Kendimizi değiştirmeye çalışmadan önce, olduğumuz kişiyi kabul etmek.
Kendini Eleştirmek Gerçekten İşe Yarıyor mu?
Bir düşün.
Hayatında yıllardır değiştirmek istediğin bir özelliğin var. Her hata yaptığında kendine kızıyorsun. Aynı konu tekrar gündeme geldiğinde kendini yeniden eleştiriyorsun.
Peki bütün bu eleştiriler seni gerçekten değiştirdi mi?
Yoksa yalnızca aynı düşünce döngüsünün içinde mi tutuyor?
İnsan kendisini sürekli yetersiz hissettiğinde, zamanla kendi iç sesini düşman gibi görmeye başlayabilir.
Üstelik mükemmel olmaya çalışırken ulaşılması mümkün olmayan bir hedefin peşinden koşarız.
Çünkü mükemmellik diye bir şey yoktur.
Herkes hata yapar. Herkes yanlış karar verir. Herkes bazen kıskanır, öfkelenir, korkar, kırılır veya başarısız olur.
Bunların hiçbiri bizi değersiz bir insan yapmaz.
Kendini sevmek de “Benim hiçbir kusurum yok” demek değildir.
Kendini sevmek, kusurlarınla birlikte kendine düşman olmamayı öğrenmektir.
Başkalarında Bizi Rahatsız Eden Şey Neden Bize Bu Kadar Dokunuyor?
Bazen başka bir insanda gördüğümüz bir davranış bizi gereğinden fazla öfkelendirir.
Bunun nedeni her zaman o kişinin davranışı olmayabilir.
Karşımızdaki insan, kendimizde görmek istemediğimiz bir yönü hatırlatıyor olabilir.
Ya da çocukluğumuzdan beri taşıdığımız bir düşünceyi tetikliyor olabilir.
Örneğin sürekli eleştirilen bir ailede büyüyen biri, yetişkin olduğunda kendisine de başkalarına da çok yüksek standartlar koyabilir.
Duyguların ifade edilmesinin hoş karşılanmadığı bir ortamda büyüyen biri ise öfkesini bastırmayı öğrenebilir.
Böylece çocukken bize öğretilen davranış biçimleri, farkında olmadan yetişkin hayatımıza taşınabilir.
Buradaki amaç kendimizi suçlamak değil.
Tam tersine, kalıbı fark etmek.
Çünkü fark ettiğimiz şeyi değiştirme ihtimalimiz vardır.
Kendini Kabul Etmek, Olduğun Yerde Kalmak Değildir
Kendini olduğu gibi kabul etmek bazen yanlış anlaşılır.
Sanki insan kendini kabul ederse hiçbir şeyini değiştirmemesi gerekiyormuş gibi düşünülür.
Oysa tam tersi de mümkün.
Kendine sürekli “Yeterince iyi değilsin” diyerek değişmeye çalışmakla, “Şu anda olduğum kişiyi kabul ediyorum ve yine de gelişebilirim” demek arasında büyük bir fark vardır.
Birincisinde değişim korkudan doğar.
İkincisinde ise meraktan.
Kendine şöyle diyebilirsin:
“Şu anda olduğum halimle değerliyim. Ama kendimi daha iyi tanımaya ve hayatımı değiştirmeye de açığım.”
Bu çok daha sağlıklı bir başlangıç noktasıdır.
Suçluluk Duygusu Bizi Neden Küçültür?
Suçluluk, gerektiğinde davranışlarımızı gözden geçirmemize yardımcı olabilir.
Bir hata yaptıysak bunu fark etmek, sorumluluk almak ve gerekiyorsa özür dilemek değerlidir.
Fakat sağlıklı sorumluluk ile sürekli kendini cezalandırmak aynı şey değildir.
Bir hata yaptığında:
“Yanlış yaptım ve bunu nasıl düzeltebilirim?”
demek başka,
“Ben kötü bir insanım ve bunu hak ediyorum.”
demek bambaşkadır.
İkinci düşünce insanı çözümden uzaklaştırır.
Suçluluk bazen geçmişte yaşanan bir olayı sürekli yeniden yaşatır. Oysa geçmişi tekrar tekrar düşünmek, geçmişte olanları değiştirmez.
Eğer bugün yapabileceğin bir şey varsa yap.
Özür dile.
Telafi et.
Davranışını değiştir.
Dersini al.
Sonra kendine yaşama izni ver.
Çünkü kendini cezalandırmak, geçmişi düzeltmenin bir yolu değildir.
“Hayır” Demeyi Öğrenmek
Suçluluk duygusunun en görünür olduğu alanlardan biri sınırlarımızdır.
Birinden bir şey yapması istendiğinde istemediği halde “evet” diyen çok insan var.
Sonra da kendi kendine kızıyor:
“Neden yine kabul ettim?”
Çünkü hayır demek bazen bencillik gibi öğretilmiştir.
Oysa hayır demek, karşındaki insana zarar vermek değildir.
Bazen yalnızca kendi sınırını ifade etmektir.
Üstelik her “hayır” için uzun açıklamalar yapmak zorunda değilsin.
“Hayır, bunu yapamam.”
“Bu benim için uygun değil.”
“Bu kez katılamayacağım.”
Bunlar yeterli olabilir.
İlk zamanlarda suçluluk hissedebilirsin. Bu, yanlış yaptığın anlamına gelmez.
Belki sadece eski bir alışkanlığın değişiyordur.
Geçmişteki Kendine Bugünkü Gözlerinle Bakma
Hayatımızdaki en ağır yüklerden biri de geçmişteki kendimizi bugünkü aklımızla yargılamaktır.
“Bunu neden yaptım?”
“Nasıl fark etmedim?”
“Neden daha önce ayrılmadım?”
“Neden kendimi savunmadım?”
Çünkü o zamanki sen, bugün bildiklerinin hepsini bilmiyordu.
Elindeki bilgiyle, sahip olduğun duygusal güçle ve o dönemin şartlarıyla karar verdin.
Bu, bütün davranışlarımızı haklı çıkarmaz.
Ama kendimizi anlamamıza yardımcı olabilir.
Geçmişteki kendine biraz daha adil davran.
Belki o zamanki senin ihtiyacı olan şey eleştirilmek değil, anlaşılmaktı.
İçimizdeki Eski Sesler
Çocukken duyduğumuz bazı cümleler yetişkin olduğumuzda bile zihnimizde yaşamaya devam eder.
“Sen yapamazsın.”
“Böyle davranılmaz.”
“İnsanlara hayır denmez.”
“Daha iyisini yapmalısın.”
“Bizi hayal kırıklığına uğratma.”
Yıllar sonra aynı cümleleri bu kez kendimize söylemeye başlayabiliriz.
İşte burada durup düşünmek gerekir:
“Bu gerçekten benim düşüncem mi?”
Yoksa yıllar önce öğrendiğim bir düşünceyi hâlâ taşıyor muyum?
Bu sorunun kendisi bile önemli bir farkındalık yaratabilir.
Çünkü her düşünceye inanmak zorunda değiliz.
Kendine Söylediğin Cümleleri Değiştir
Kendini eleştiren bir iç ses yakaladığında hemen onunla savaşmak zorunda değilsin.
Önce fark et.
Sonra cümleyi yeniden kur.
“Ben hiçbir şeyi doğru yapamıyorum.”
yerine:
“Bazı şeylerde zorlanıyorum ama öğrenebilirim.”
“Ben çok başarısızım.”
yerine:
“Bu istediğim gibi gitmedi. Bir dahaki sefere farklı deneyebilirim.”
“Ben yeterince iyi değilim.”
yerine:
“Olduğum halimle değerliyim ve gelişmeye devam ediyorum.”
Bu cümleler sihirli formüller değildir.
Ama zihninin kendinle konuşma biçimini değiştirmeye yardımcı olabilirler.
Duygularını Bastırmak Yerine Dinle
Bazen kendimizi olumlu düşünmeye zorlayarak aslında duygularımızdan kaçabiliriz.
Üzgünken “Pozitif olmalıyım.”
Kızgınken “Öfkelenmemeliyim.”
Korkarken “Güçlü görünmeliyim.”
demek zorunda değilsin.
Bir duygunun ortaya çıkması, onu hemen davranışa dönüştürmen gerektiği anlamına gelmez.
Öfkeli olabilirsin.
Üzgün olabilirsin.
Kırılmış olabilirsin.
Korkabilirsin.
Önemli olan bu duyguları fark etmek ve onlarla ne yapacağını seçebilmektir.
Kendine şu soruyu sor:
“Şu anda gerçekten ne hissediyorum?”
Ardından:
“Bu duygu bana ne anlatmaya çalışıyor?”
Bazen cevap düşündüğünden daha açık olabilir.
Kendini Sevmek Bir Anda Olmaz
Yıllarca kendini eleştirdiysen, ertesi sabah aynaya bakıp birdenbire kendini tamamen sevmen gerekmiyor.
Bu bir süreç.
Önce kendine saldırmayı bırakabilirsin.
Sonra kendini anlamaya başlayabilirsin.
Daha sonra sınırlarını fark edebilirsin.
Kendi ihtiyaçlarını önemsemeyi öğrenebilirsin.
Ve zamanla içindeki ses değişebilir.
Belki bir gün aynaya baktığında ilk fark ettiğin şey kusurların olmaz.
Sadece kendini görürsün.
Ve belki o an, yıllardır başkalarından beklediğin kabulün bir kısmını kendine vermeyi öğrenmiş olursun.
Bugün Kendin İçin Küçük Bir Başlangıç Yap
Bugün kendini eleştirdiğin bir an yakala.
Hiçbir şey yapmadan önce sadece dur.
Kendine şunu sor:
“Bunu bir arkadaşım yaşasaydı ona böyle konuşur muydum?”
Cevap hayırsa, kendine de aynı nezaketi göster.
Çünkü senin de hata yapma hakkın var.
Fikrin değişebilir.
Yanlış karar verebilirsin.
Bir şeyi beceremeyebilirsin.
Bir ilişkiyi bitirebilirsin.
Yeni bir başlangıç yapabilirsin.
Hayır diyebilirsin.
Ve bütün bunları yaparken hâlâ değerli bir insan olabilirsin.
Belki gerçek pozitif güç, her zaman mutlu ve olumlu düşünmek değildir.
Belki gerçek güç, en zor anlarında bile kendine karşı düşman olmamaktır.
Geçmiş değişmeyecek.
Ama geçmiş hakkında kendine söylediğin hikâye değişebilir.
Ve bazen özgürlük, hayatımızdaki her şeyi değiştirmekle değil, kendimize yıllardır söylediğimiz o acımasız cümleyi ilk kez susturmakla başlar.
Pozitif Gücün Büyüsü / Louise Hayy
0 Yorumlar